Her kuvvetin mat olacağı¹ bir an vardır. Hiçbir kuvvet kendini evirip çeviren küllî kudrete karşı: Benim! diyemez. Insan, güzelliğine bile hükmedemez Hüsnü Bey. Üç beş yıl, bir güzelin tarâvetini2 kasırga gibi söküp götürür. Hatta bir çıban, bir bıçak yarası, bir yanık bile dünya güzeli denen âfeti, tiksinilecek hâle getirir. Hele bir zamanlar kavisli kaşları, düzgün ve çâlâk³ endâmıyla gönüller çelen bir dilberin, on beş-yirmi sene sonra nefretle karşılanması da bir acz değil midir? Mâdemki insan oğlu âciz değildir, o halde güzelliğini olsun kaçarken niçin yakalamıyor? Sokakları tırmalayarak temizleyen çalı süpürgeleri bile birkaç ay evvel dağlara mor kaftan giydiren birer çiçekti. Sobalarımıza gelişigüzel sürdüğümüz odunların da bir zamanlar yeşil yaprakları, dalları, budaklarıyla ormanları bezediğine şüphe edebilir miyiz? Hiçbir kuru dal, kuru olarak topraktan baş kaldırmamıştır. Zamânın hükmü veyâhut gaybın irâdesi, istediği zaman istediği şeyi kırar, koparır, soldurur, soyar ve hiç kimse, hiçbir şey de bu âkıbete karşı koyamaz, nâçar bir aczle5 boynunu eğer. Biz doktorlar herkesten ziyâde insan denen bu hilkat şâheserini bilmemiz ve onun varlığından çok şey öğrenmemiz lâzımdır. Insanın kendi vücûdu, kendisine en yakın ve en mükemmel hocadır. Bütün kâinat, şu aslı bir noktadan ibâret olan vücûda sığdırılmıştır. Onun maddî yapısı bile hayrete şâyan bir intizamla tertip ve tanzim edilmiştir. Mânevî bünyesine akıl erdirebilmek için ise, ruhunun yüzünü örten kesâfeti ortadan kaldırmak tek çaredir. Yani iç yüzümüze yakışmayan kötülükleri çekip atmak ve her yerde birliğin kuvvetini görmek gerekir..
Sayfa 284·Kitabı okudu
·
20 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.