Yeraltı edebiyatının klasikler arasına girmeye aday bir eser olduğunu kitabın sonunda bizzat söylüyor sevgili yazarımız Hakan Günday. Ama bana göre bu bir adaylıktan çok daha fazlası; Günday, yeraltı edebiyatının tartışmasız en güçlü kalemlerinden biri, hatta “kralı” olmayı hak ediyor. Kalemiyle ilk kez bu kitapta tanıştım ve büyük bir hayranlık duydum. Ne söylesem eksik kalır.
Gelelim romanımıza…
“Babam katil olmasaydı ben doğmazdım” diyen Gaza’nın hikâyesi bu. Ancak bu sadece bir karakterin hayatı değil; savaş, açlık ve yoksullukla mücadele etmekten yorulmuş insanların, ülkelerini terk etmek için girdikleri illegal yolların zorluğunu ve gördükleri zulmü de içinde barındırıyor. Fakat hikâye, o kaçak göçmenlerden birine değil; onları kaçıranlardan biri olan Gaza’ya odaklanıyor.
Gaza, daha dokuz yaşındayken babası tarafından karanlık bir kaderin içine sürükleniyor. Hayata, insana ve dünyaya dair öğrenmesi gereken ne varsa, insan kaçakçılığı yaparak öğreniyor. Karanlık bir yaşamın içine doğan Gaza’nın geleceği de bu karanlıktan nasibini alıyor. Hayatı boyunca açılan her kapı bir şekilde yüzüne kapanıyor; mutluluğa bir türlü ulaşamıyor ve insanlara karşı kendi içinde duvarlar örüyor.
Sayfaları çevirdikçe sürekli “Artık sıra sende Gaza, bu sefer mutlu olacaksın” diye düşündüm. Ama her seferinde geçmişin karanlık yüzüyle yüzleşmek zorunda kaldı. Bazen gözlerimi kapatıp ona sarıldığımı hayal ettim. Onun isyanını, öfkesini, kullandığı sert dili ben de içimde hissederek paylaştım.
Ve kitap bana şunu tekrar tekrar düşündürdü:
Çocuklar… Onlar bu kadar kıymetliyken, nasıl olur da böyle bir karanlığın içine itilirler? Hayalleri neden ellerinden alınır? Bu, bencillik değil de nedir?
Saçlarımı yola yola, sarsıla sarsıla, derin nefesler alarak okuduğum bir kitaptı. Etkisi uzun süre geçmeyecek türden… Kesinlikle herkesin okuması gerektiğini düşünüyorum.
Daima sevgiyle kalın :)