·816 syf.··Beğendi
···Okunma: 10 Kasım 2025 00:40 "EVLİYA ÇELEBİ SEYAHATNÂMESİ"
Her kitap bir kapıdır derler. Bazı kitaplar vardır ki, açtığımızda bizi başka bir dünyaya götürmez; zamanda yolculuk yapmamızı da sağlar. Evliya Çelebi'nin seyahat etmesine sebep olan olay, gördüğü bir rüyadır. Kendi ifadesiyle, Mekke ve Medine gibi kutsal yerleri görme arzusuyla yanıp tutuşurken bir gece rüyasında kendisini Ahi Çelebi Camii'nde bulur. Rüyasında Hz. Muhammed'in elini öperken "Şefaat ya Resulallah" diyeceği yerde "Seyahat ya Resulallah" der. Hz. Peygamber de tebessüm ederek dualarla seyahatini kolaylaştırır.
1630 yılında gördüğü bu rüyayla yola koyulan Evliya Çelebi, hayatının kırk yılı aşkın bölümünü yollarda geçirir. 7 iklim, 18 padişahlık yeri, 256 büyük şehir ve 7062 kale… Bu rakamlar bile başlı başına bir destanın habercisidir aslında. Anadolu’dan Balkanlar’a, Kafkasya’dan İran’a, Mısır’dan Viyana’ya kadar uzanan dev bir coğrafyayı adım adım dolaşır. Gördüklerini, duyduklarını, şahitlik ettiklerini ise eşsiz bir üslupla kayda geçirir.
Seyahatnâme, yalnızca bir gezi kitabı değildir. 17. yüzyılın kültür atlasıdır aynı zamanda. Asya’dan Avrupa’ya, Afrika’nın derinliklerinden Nil boylarına, Kafkasya’dan İran’a, Anadolu’dan büyük Avrupa şehirlerine uzanan bu devasa coğrafya, Evliya Çelebi’nin kaleminde adeta bir tablo gibi canlanır. Han odaları, görkemli saraylar, ıssız kaleler ve kalabalık çarşılar… Her biri, onun eşsiz gözlem gücüyle ölümsüzleşir.
Kırk yılı aşkın bir süre boyunca Osmanlı coğrafyasını adım adım arşınlayan bu büyük gezgin, sadece gördüklerini değil, şahitlik ettiği olayları, dinlediği hikâyeleri, karşılaştığı insanları da satırlarına taşımış. Ortaya çıkan ise ciltler dolusu bir dünya klasiği olmuştur.
Tarih kitaplarını karıştırırken çoğu zaman kendimizi olayların soğuk bir dökümü içinde buluruz. Padişahlar, savaşlar, antlaşmalar… Oysa geçmiş, satır aralarında saklanan bir ruha sahiptir. İşte bu ruhu yakalamak isteyenler için Evliya Çelebi, bir gezgin, bir kapı aralayıcıdır. 1. yüzyılda, IV. Murat’ın hüküm sürdüğü o çalkantılı dönemde yaşamış Evliya Çelebi, Osmanlı ordusunda görev yapmış bir seyyah. Fakat onu diğer tarih anlatıcılarından ayıran şey, resmî tarihin sınırlarını aşarak insana, şehre, efsaneye ve dile olan bitmek bilmez merakıdır.
Osmanlı tarihi hakkında az çok bilgi sahibi olduğumu düşünürdüm. Ta ki Evliya Çelebi’nin Seyahatname’sini elime alana kadar. Kitapta öyle ayrıntılar, öyle rivayetler var ki, bugünün tarihçileriyle zaman zaman çelişen bu anlatılar, aslında tarihin tek bir ses olmadığını, halkın hafızasında, dilden dile dolaşan bin bir renkli gerçekliğini gözler önüne seriyor. Evliya Çelebi, sadece gördüklerini değil, duyduklarını da yazıyor. Bir şehri anlatırken oranın hanlarını, çeşmelerini, âlimlerini, delilerini, hatta kedilerini bile unutmuyor. Onun satırlarında resmî tarihin dışında bir Osmanlı var: Neşesiyle, acısıyla, efsanesiyle, insanıyla.
Seyahatname’yi okurken en çok etkilendiğim şey, dönemin yolculuk şartlarının ne denli çetin olduğuydu. Dağ başında eşkıya tehdidi, geçilmez dereler, yorgunluk, hastalık… Fakat tüm bu zorlukların içinde Evliya’nın kalemi hiç kararmıyor. O, her zorluğun ardında bir güzellik buluyor; her konakta bir dost, her şehirde bir hikâye. Kitabı okurken sanki ben de onun yanında ilerliyorum. Tozlu yollarda yürüyor, şehir kapılarından giriyor, cami avlularında gölgeleniyor, saray sohbetlerine misafir oluyorum.
Beni en derinden sarsan bölüm ise İstanbul’dan Trabzon’a uzanan yolculuk oldu. Evliya Çelebi, bu güzergâhta yalnızca coğrafyayı değil; her şehrin kalbini, nabzını, geçmişini, efsanelerini, ticaretini, insan tipini öyle canlı anlatıyor ki insan kendini o zamanın hanlarında, iskelelerinde, yaylalarında buluyor. Karadeniz’in yemyeşil dağları, Rumeli’nin engin ovaları, dereleri, bağları, bahçeleri… Evliya’nın gözünde her yer bir cennettir. Okuyan sadece bilgi edinmiyor; orayı soluyor, o yolların tozunu yutuyor, o şehirlerin insanlarıyla tanışıyor.
Seyahatnâme, kronolojik sırayla düzenlenmiş 10 ciltten oluşmaktadır. Eserin kapsadığı coğrafya son derece geniştir:
I. Cilt İstanbul (yazarın doğduğu şehir)
II. Cilt Karadeniz, Gürcistan, Doğu Anadolu
III. Cilt Orta Anadolu, Suriye, Filistin, Balkanlar
IV. Cilt Doğu ve Güneydoğu Anadolu, İran
V. Cilt İran, Balkanlar, Trakya
VI. Cilt Sırbistan, Macaristan, Romanya
VII. Cilt Almanya/Avusturya, Macaristan, Kırım, Dağıstan, Kafkasya
VIII. Cilt Kırım, Yunanistan, Arnavutluk
IX. Cilt Hac yolculuğu
X. Cilt Kahire (yazarın yaşlılık dönemini geçirdiği şehir)
Evliya Çelebi, her şehri anlatırken "evsaf" adını verdiği sistematik bir şema kullanır.
· Şehrin idarî durumu ve kalesi
· İslam öncesi kısa tarihçesi ve Osmanlılar tarafından alınışı
· Mahalleleri ve adının kaynağı
· Camiler, mescitler, medreseler ve eğitim kurumları
· Âlimler, şairler, hekimler
· Hanlar, tekkeler, hamamlar
· Çarşı-pazar hayatı, bedestenler ve zanaat türleri
· Kahvehaneler ve sosyal yaşam
· Kadın ve erkek adları, giyim tarzları
· Yiyecek ve içecekler, geçim kaynakları
· İklim ve türbeler
Seyahatnâme, bir seyahat kitabı olmanın ötesinde 17. yüzyıl Osmanlı tarihinin en önemli kaynaklarından biridir. Evliya Çelebi, eserini hazırlarken Şahidi Lügati, İskendername, Taberi Tarihi, Peçevi Tarihi, Tezkiretü'l-Bünyan gibi pek çok eserden yararlanmıştır. Eserde Osmanlı padişahlarına dair geniş bilgiler bulunmakta; Kanuni Sultan Süleyman, Fatih Sultan Mehmed ve Yavuz Sultan Selim gibi padişahların hayatları, fetihleri, kanunları ve eserleri detaylıca anlatılmaktadır.
Evliya Çelebi, gittiği bölgelerin halklarının özelliklerini, dillerini, dinlerini, kıyafetlerini, gelenek ve göreneklerini, oyunlarını, sanatlarını en ince ayrıntısına kadar ele almıştır. Eserde ayrıca:
· Müslüman-gayrimüslim ilişkileri
· Gayrimüslim halkların gündelik hayatları, ekonomik ve kültürel durumları
· Farklı topluluklara ait öyküler, türküler, halk şiirleri, masallar, maniler
· Halk oyunları, düğünler, eğlenceler
· Komşuluk ilişkileri ve toplumsal davranışlar
gibi pek çok etnografik detay yer almaktadır.
Seyyah, gezdiği yerlerdeki cami, mescit, mektep, medrese, imaret, han, hamam, çeşme, kilise, manastır, kule, kale, sur, yol, havra gibi yapıları bir sanatkâr inceliğiyle tasvir eder. Bu yapıların yapılış yılları, onarımları, yapan veya yaptıran kişiler hakkında da detaylı bilgiler verir.
Örneğin, Sokullu Mehmed Paşa'nın Lüleburgaz'da Mimar Sinan'a yaptırdığı kervansarayı anlatırken, handa geceleri mehterhane davulu çalındığını, kapıların gün ağarırken açıldığını ve yolculara nasihatler verildiğini aktarır.
Seyahatnâme, 17. yüzyıl mutfak kültürü açısından da eşsiz bir kaynaktır. Osmanlı mutfağı araştırmacısı Marianna Yerasimos'a göre, eserde 44 pilav, 40 çorba, 23 baharat, 90 balık, 80 üzüm, 27 armut ve 50'ye yakın ekmek çeşidinden bahsedilmektedir.
Eserde kahve ve kahvehane kültürü de geniş yer tutar. Evliya Çelebi, Mısır'ı gezerken neredeyse her durağında bir kahvehane saymış, büyük şehirlerdeki kahvehanelerde düzenlenen eğlence meclisleri üzerinde durmuştur. Kahvenin ortaya çıkışıyla ilgili anlatılar, kahve tüketimi üzerine dini görüşler ve kahvenin toplumun her kesimine hitap etmesi eserde detaylandırılmıştır.
Evliya Çelebi’nin yedi iklimde, binlerce şehirde, yüzlerce yolda biriktirdiği gözlemler, hayaller ve hatıralar… Hepsi bu kitapta. Kimi zaman güldüren, kimi zaman düşündüren, kimi zaman hayran bırakan bu eşsiz anlatı, okurunu yüzyıllar öncesine taşıyor. Unutmayalım bazı kitaplar okunur; bazıları ise yaşanır. Seyahatnâme, yaşanacak kitaplardan.
Eğer bir gün elinize Seyahatname geçerse, sakın onu sıradan bir tarih kitabı gibi okumaya kalkmayın. Çünkü bu kitap, siz okurken sizi de bir yolcuya dönüştürüyor. Evliya Çelebi’nin uğradığı her şehre siz de uğruyor, onun dinlediği masalları siz de dinliyor, onun hayran kaldığı mimariyi, doğayı, insanı siz de hayranlıkla seyrediyorsunuz. Sadece okumayacaksınız. Onun gittiği yerlere gidecek, onun gördüklerini görecek, onun sevdiklerini seveceksiniz.
Ve emin olun, döndüğünüzde artık eski siz olmayacaksınız. Çünkü Evliya Çelebi’yle yolculuk eden, asla aynı kalmaz.
“Gezmek görmekle olur, bilmekle değil.”
Onun izinde, siz de yollara düşün.
Kitapla Kalın.