İşte, Paşa’nın evi burası...
Ankara, taş ve toprak yığınlarından yapılmış bir kabataslak ehramı andırıyordu. Ve Etlik’ten görünüşü gibi müheyyiç [heyecan verici] değildi. Selma Hanım, yalnız yüksekliğin verdiği bir neşve içinde idi ve aşağıda bulunmadığına seviniyordu. Bir müddet daha çıktılar. Şimdi, Çankaya’nın yüksek bir noktasında idiler... Biraz ötede bir küçük yarın ucunda, kocaman ağaçlar arasından, kayalara yaslanmış dört köşe bir taş bina gözüküyordu. Binbaşı Hakkı Bey atını durdurdu ve eliyle o görülen binayı işaret ederek: “İşte, Paşa’nın evi burası...” dedi. Selma Hanım’ın yüreği ağzına geldi. Gerçi Milli Hareket başının Ankara’da ne kadar sade yaşadığını biliyordu. Fakat, bu sadeliğin derecesini kendi gözleriyle ölçerken bir mucize karşısında gibi hayret ve heyecana düşmüştü. Ne! Bütün dünyanın kendisinden bahsettiği Adam, bu kayaların dibindeki taştan kulübede mi oturuyor? Genç kadının gözleri önünde, Londra’da Westminster Sarayı’nın Paris’te Elysée’nin, Washington’da Whitehouse’un resimlerde gördüğü muazzam ve muhteşem siluetleri tecessüm etti. Bunların yaldızlı tavanları altında, belki şu dakikada, şu kulübede oturanın adı söyleniyordu. Ankara Yakup Kadri Karaosmanoğlu
Atatürk
·
25 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.