Gönderi

Körlük
10/10
·336 syf.··
Beğendi
·
2026 2. kitabı
Nobel ödüllü José Saramago’nun çarpıcı romanı Körlük, bana göre tek bir körlüğü değil, katman katman ilerleyen bir karanlığı anlatıyor. Okudukça fark ettim ki bu körlüğü dört ayrı yerde yakalamak mümkün. İlki, görmemek değil, bakmamayı seçmek. Adaletsizliği, şiddeti, bencilliği ve eşitsizliği görmezden gelen o tanıdık körlük. İkincisi, daha derin ve daha sessiz; vicdanın kapanması. Empatinin kaybolduğu, ahlakın unutulduğu ve insanın kendisi dışında kimseyi önemsemediği bir yer. Üçüncüsü, medeniyetin aslında ne kadar ince bir maske olduğunu hatırlatıyor. Düzen ortadan kalktığında hukukun, hukukun yokluğunda gücün konuştuğu ve gücün olduğu yerde insanlığın sessizce kaybolduğu bir gerçek. Ve son olarak, güç ve kontrol. Güçlünün zayıfı ezdiği, korkunun düzenin yerini aldığı ve insanın insana yabancılaştığı o karanlık alan. Kitap, trafikte aniden kör olan bir adamla başlıyor. Etrafındaki herkes korna çalarak, bağırarak ondan yola devam etmesini bekliyor; ama o panikle sadece derdini anlatmaya çalışıyor. Çok geçmeden bu durum bireysel bir talihsizlik olmaktan çıkıp kitlesel bir salgına dönüşüyor. Aslında bu, yalnızca bir başlangıç. Çünkü bu kitap bir olaydan çok, bir yüzleşme. Saramago’nun yalın ama sarsıcı diliyle, karakterlerin isimlerinin bile önemsizleştiği bir yerde buluyorsun kendini. Herkes aynı, ama aynı zamanda hiç kimse. Kimlikler silindikçe geriye ya yalnızca insan kalıyor ya da insanlıktan geriye hiçbir şey kalmıyor.. Bir noktadan sonra anlıyorsun ki vicdan, ahlak ve medeniyet sandığımız kadar sağlam değil. Bu yapı çözüldüğünde, insanın içindeki bastırılmış taraf açığa çıkıyor. Kitapta körlük “beyaz körlük” olarak tanımlanıyor. İnsanlar karanlığa değil, göz alıcı bir beyazlığa hapsoluyor. Belki de en çarpıcı tarafı bu: Görüyor gibi olup aslında hiçbir şeyi görememek. Körlük metafordan çıkıp gerçeğe dönüştüğünde insan, kaçınılmaz olarak kendi özüyle karşılaşıyor. Kimsenin seni görmediği, kim olduğunu bilmediği bir dünyada vicdanın nasıl sessizce ortadan kaybolduğunu anlıyorsun; çünkü artık seni yargılayacak, hesap soracak kimse yok. Toplumu yaşanır kılan insani değerler silindikçe geriye aslında hep orada olan ama yargılanma ve dışlanma korkusuyla bastırılmış bencillik, korku, öfke, nefret ve güç arzusu kalıyor. Ve o noktada insan, ne olmak istediğiyle değil, ne olabildiğiyle yüzleşiyor. Ve belki de en rahatsız edici olan şu: Bu yüzleşme dışarıyla değil, insanın kendisiyle. Çünkü gördüğümüz şey bir çöküşten çok, zaten var olanın açığa çıkması. Körlük bir anda ortaya çıkan bir felaket değil; insanın içinde uzun zamandır sessizce büyüyen karanlığın görünür hale gelmesi. Düzen varken bastırılan, kurallar varken gizlenen her şey, bir anda ortaya çıkıyor. Ve o noktada insanın ne olduğu değil, neye dönüşebileceği beliriyor. Belki de bu yüzden kitap bittikten sonra geriye sadece bir hikâye kalmıyor. İçinde taşınması zor bir soru kalıyor: Eğer bütün kurallar ortadan kalkarsa, insan gerçekten ne kadar insan kalabilir? Ve asıl korkutucu olan, bu sorunun cevabının kitapta değil, insanın kendi içinde saklı olması
KörlükJosé Saramago · Kırmızı Kedi Yayınları · 2022131,9bin okunma
·
25 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.