Puan vermedi·160 syf.··Beğendi
···Okunma: 29 Mart 2026 16:38 Kadın tabutun içinde, kefenine sarılı yatıyor.
Etrafı sevdikleriyle ve sevenleriyle çevrili.
Yattığı yerden, geride bıraktıklarının hayat gailesini kıpırtısız seyrediyor.
Sonra hafızasının küllerini karıştırıyor;
sönmemiş közler, söylenmemiş sözler bulup çıkarıyor.
Bastırılmış arzular, kırgınlıklar, yarım kalmış aşklar.
Pişmanlıklar, keşke’ler, ah’lar.
Belki de ilk defa şimdi, ölmüşken, her şeyi berrak bir şekilde görebildiğini fark ediyor.
“Ah Tanrım,” diyor, “ölmek mi gerekirdi yani?”
Ve şimdi, yine ölmüşken, hayatını yanlış yaşadığını düşünüyor — sanki yanlış yaşanmamış tek bir hayat varmış gibi.
Hayatını yanlış yaşayanın da,
onu başka türlü yaşayamayanın da
yine kendisi olduğuna ikna olana kadar çırpınıyor ölü yüreği.
Bu sadece bir ölüm hikâyesi değil; hatırlamanın trajedisi.
Çünkü hatırlamak, geri dönüşü olmayan bir şeyle yüzleşmek demek.
Ve Bombal bunu acımasızca dürüst bir yerden yapıyor.
Bir kadının sessizliğini
hangi kırık iğnelerle, hangi sökülmüş ipliklerle diktiğini
öyle cesur, öyle şiirli anlatıyor ki —
bu kadar hüzün ve yalnızlıkla dolu olduğu halde,
nasıl da yumuşacık sarıyor insanı…
Hayran olmamak elde değil.
Borges’in, Cortázar’ın öncüsü sayılması boşuna değil.
#sedaçıngaymellor çevirisi