Marcus Aurelius (MS 121-180), filozof imparator ve beş iyi imparatordan sonuncusu olarak da bilinen 16. Roma imparatorudur. Günümüze ulaşan tek eseri olan “Meditations”, yani “Kendime Düşünceler” adlı 12 parçalık kitabında Stoacılık felsefesi ve insan doğası üzerine bizzat kendisi için yazdığı düşünceleri yer alır.
Aurelius kitapta, bireyin tanrısal bir bakış açısı kazanması gerektiğini vurgular. Nedir bu tanrısal bakış açısı? Tanrısal bakış açısı, kişinin hayatında yaşadığı her şeyin asırlardır yaşanılageldiğini ve asırlar boyunca da yaşanmaya devam edeceğini her an düşünerek ona göre hareket etmesi gerektiği düşüncesidir. Bu düşünceyi uygulamak her ne kadar zor olsa da, bu denli vizyonlu bir bakış açısı insana çok şey katacaktır. Mamafih, üzüntümüzde ve sevincimizde, hemen hemen her anımızda kendimizi pek kaptırırız. Kimlerin gelip geçtiğini ve şu an unutulduğunu, bizim de bir gün toprak olup unutulacağımızı göz ardı ederek her şeye kapılıyoruz. Marcus Aurelius da tam buna vurgu yapıyor: Bu kadar dertlenmemiz neye yarar? Hiçbir şeye! “Hayatın en uzunu da en kısası da aynı kapıya çıkar.”
Kitaptaki bir başka düşünce de, kişinin zarar görmesinin tek muhtemel yolunun yönetici ilkesine, doğasına hâkim olamaması olduğudur. Özellikle arzularımıza nüfuz etmemiz gerektiğini, arzularımızın sınırlarını aşmasının öfkemizin sınırlarını aşmasından çok daha mühim olduğunu belirtir. Aurelius, bu sayede insanın zarar görmeyeceğini düşünür. Ne de olsa insanların sana attığı iftiralar gerçeklik değeri taşımaz, herkes inansa bile! Eğer ki kişi içten zarar görse, diye soracak olursanız, Marcus bunu “Bütün kaygılarımız içimizdeki düşünceden doğar.” şeklinde cevaplıyor. Akılcılıkla beraber kişi, iyi ve kötü gibi yanılgılardan arınabilir. Fakat şöhret, sağlık ve para gibi şeyler ne iyidir ne kötüdür; kişinin elinde değillerdir. Montaigne: “Zenginlik bize ne iyilik eder, ne kötülük. Her ikisi için de malzeme verir bize.” der.
“Stoa düşüncesine göre bazı durumlarda hayatına son vermek haklı bir şeydir.” Bu bana ilginç geliyor, fakat açıklaması gayet basit. Eğer hayatın erdemli bir şekilde sürdürülmesi artık mümkün değilse, daha doğrusu doğaya uygun yaşamak (Stoacıların temel düşüncesi doğaya uygun yaşamaktır) mümkün değilse, intihar bir “kaçış yolu” yerine doğaya uygun bir hareket olarak görülür. Üstüne basmak isterim: Depresyon ve sıkıntıda olma gibi — Stoacılara göre — sıradan durumlar bir intihar sebebi olarak sayılmaz, “kaçış yolu” sayılır. Sonuçta kişi, yönetici ilkesine hâkim olamamıştır.
Kitapta, Montaigne’in de söylediği gibi “İnsanlarda en zor inandığım taraf değişmezlik, en kolay inandığım taraf ise değişenliktir.” Doğada, hatta evrende her şeyin değiştiği ve değişmezliğin düşünülemeyeceği fikri ortaya atılır. Çok mantıklıdır, çünkü “hareket” bile bir nevi değişmek demektir. “Değişmeyen tek şey, değişimin kendisidir.” diyerek bu fikri desteklemiştir Herakleitos.
“Neyi sık sık düşünüyorsan, aklın da ona benzer bir şey olacaktır: Çünkü ruhu dolduran düşüncelerdir.” Bu düşünceyi benimsemek, özellikle modern insan için çok faydalı olacaktır. Sahi, düşünüp ruhumuzu doldurduğumuz şeyler ne kadar lüzumlu?
Evrensel doğa asla dayanamayacağımız bir şey getirmez, der Marcus. Bunu “Allah, kimseye gücünün yeteceğinden daha fazlasını yüklemez...” ayetiyle (Bakara 286) ilişkilendirebiliriz.
Bence bu kitap ömürde en az bir kere okunmalı. İçindeki fikirlerin hayat kalitemizi artıracağı kanaatindeyim. Kitaba göz attığınızda daha birçok farklı fikirle karşılaşacaksınız. Felsefe ilginizi çekiyorsa kesinlikle okuyun. Keyifli okumalar...