·104 syf.··Beğendi
···Okunma: 08 Mart 2026 00:00 "BEN MERCAN"
Aile dediğiniz kimya deneyi gibidir. Neyin üzerine ne ekleyeceğinizi bilirseniz sonuç başarılı olur. Ama buna çok da takmayın bence. Sonuçta yetişkinler aslında ne olduklarını ve ne olmak istediklerini asla bilmezler. Tutarsızdırlar.
Mesela benim annem, sürekli "delirmek istiyorum" derken "beni delirtmeyin" diye ekler. Büyükler işte. Onları eğitmek ne kadar da zor !..
Bir çocuğun gözünden kendinizi hiç okudunuz mu?
Ben okudum. Üstelik bir çocuk kitabında. Ama aslında o kitapta Mercan’ı okurken kendimi gördüm. Siz de görürsünüz muhtemelen.
Merhaba. Ben Mercan.
Hayır, gözlüklü kız değilim. Mavi gözlüklü kızım. Denizatlarını severim. Onlar da beni sever. Tamam, uydurdum, bana karşı olan duygularını bilmiyorum. Ama güven ilişkisi kurduğumuzu düşünmek hoşuma gidiyor. Neyse, asıl mesele bu değil.
Asıl mesele şu: Ben bir ataçocuk sözleri yazarıyım. Bu işlerden anlarım. Ataçocuk sözleri dediğim şey, çocukların ağızlarından çıkmış gibi görünen ama aslında içimizdeki o “büyümüş de küçülmüş” bilgeliğin ürünü olan cümlelerdir. Anne-babalar için bir nevi ayna işlevi görürler. Biraz sert, biraz tatlı, çoğu zaman yerin dibine sokar ama hep sevgiyle… Evet, sevgiyle yaparım bunu.
Ayrıca anne-baba sakinleştirme ustasıyım. Unutmayın, ebeveynler eğitilebilen canlılardır. Yeter ki ne yapacağınızı iyi bilin. Onlar duygusal patlamalar yaşar, tutarsız kararlar alır, bazen “hayır” derken aslında “evet” demek isterler. Ama siz sakin kalırsanız, onları yönetmek mümkün. Onların da eğitilebileceğini keşfetmek özgürleştirici, değil mi?
Ve işte tam da bu yüzden, ataçocuk sözlerimi yazarken onları anlamaya çalışmıyorum aslında. Onlara bir şey anlatmaya çalışıyorum. Ama kendilerine anlatıldığını anlamazlar. O yüzden onlara çocuk ağzından seslenirim. İşe yarar.
Cezalı olmak bazen böyle bir şeydir işte. Yorgun bir annenin en net cevabıdır belki de. Ama benim sözlerimde ceza değil, anlaşılma çabası vardır. Sadece onlar anlamakta biraz yavaş kalır.
Siz anladınız değil mi?
Kitabı okurken fark ettiğim en önemli şey şu oldu: Bizim “yaramazlık” diye etiketlediğimiz pek çok davranış, çocukların bilinçli bir kötülüğü değil. Sadece çocuk olmanın doğal hâli. Onlar kuralları çiğnemek için değil, dünyayı anlamak için sınırları zorluyorlar. Ama biz, yorgun ebeveyn refleksiyle, bazen önce uyarıyor, sonra kızıyor, sonra da “neden böyle yaptın?” diye soruyoruz.
Oysa Mercan’ın gözünden bakınca fark ediyorsunuz:
Bazen kuralları değil, duyguları kaçırıyoruz.
Bazen düzeltmeye çalışırken anlamayı unutuyoruz. Aile dediğiniz şey kimya deneyi gibidir. Neyin üzerine ne ekleyeceğimizi bilirsek sonuç başarılı olur.
Belki de Mercan haklı. Belki de ebeveynlik, doğru malzemeleri doğru sırada kullanmayı öğrenmekten ibaret. Ama bu kitap bize bir “ebeveynlik rehberi” sunmuyor. Tam tersine, bize çocuğumuzun gözünden bakmayı hatırlatıyor. Ve bazen en büyük rehberlik, bir çocuğun bize söylediklerini gerçekten dinlemekten geçiyor.
Eser, çocukların dünyasına yaklaşmak isteyen herkes için. Hem güldüren hem düşündüren, ebeveynlik konusunda farklı bir pencere açan eğlenceli bir okuma. Mercan’ın gözünden kendinizi okumaya hazırsanız, şiddetle tavsiye ederim.
Çünkü bazen bir çocuğun söyledikleri, tüm ebeveynlik kitaplarından daha çok şey anlatır.
Kitapla Kalın.