Binbaşı Hakkı Bey’in tahmin ettiği gibi, düşman hafta sonunda bir umumi taarruza geçti. Selma Hanım, bundan bir iki gün evvel kocası Nazif’in ve bütün Ankara’daki ahbaplarının itirazlarına rağmen Eskişehir yolunu boylamıştı. Orada, askerî hastahanede kendisine bir hastabakıcılık vazifesi verildi. Fakat, genç kadın, o kadar tehalükle [istekle] atıldığı bu vazife başında üç dört gün ya kaldı ya kalmadı; bir sabah, müthiş bir yaralı ve hasta asker kalabalığı ile dolu, mahşer gibi bir tren içinden çıkageldi. Avurtları çökmüş, gözlerinin etrafı kararmıştı.
“Ne oldu? Ne var? Ne gördün?” diyenlere açık bir cevap vermiyor:
“Bilmem, bilmem, ne oldu... Evvelki gece, müthiş bir tayyare hücumu vardı. Ertesi gün bize `Haydi toplanın. Ankara’ya gideceksiniz’ dediler.”
Nazif soruyordu:
“Korktun mu? Çok korktun mu?”
Genç kadın korkmadığını söylüyordu. Fakat, her vakit altın renginde bir billûr parıltısıyla ışıldayan gözlerinin üstündeki gölge onun nasıl bir badireden geçtiğini haber veriyordu. İlk günler, uykusunun içinde, hep sıçrıyordu. Ve sabahleyin uyandığı vakit, uzun bir müddet, sanki, nerede olduğunu anlamak istiyormuş gibi ürkek ürkek etrafına bakıyordu.
Nazif, ona:
“Her şey bitti, hiç ümit yok değil mi?” derken o inatçı bir çocuk tavrıyla başını sallıyor:
“Yok canım, mutlaka yeneceğiz, mutlaka...” diyordu. Sonra yavaş yavaş, içten gelen bir sesle ilave ediyordu:
“Benim gördüğümü sen de görmüş olsan inanırdın. Hiç ümitsizliğe düşmezdin. Ben, ilk sedyelerin hastahaneye nasıl geldiklerini gördüm. Hiç birinde ne bir pişmanlık, ne bir azap, ne de bir korku emaresi vardı. Hepsinin yüzünde okunan şey, yalnız azim, yalnız metanetti. “Hanım abla şu yarayı sar da dönüvereyim.” Bu ses kulağımdan hiç gitmiyor.”
Selma Hanım:
“Ben, ay aydınlığındaki ölüyü de gördüm,” diyordu. Onu hastahanenin avlusunda, kerpiç duvarın kenarına getirip bıraktılar. Yapayalnızdı. Gittim, yanında oturdum. Ve bundan başka (......) Alay kumandanının gözlerini de ben kapadım. Yüzünde öyle bir huzur, öyle bir bahtiyarlık vardı ki, o andan beri artık, ölüm korkusu nedir bilmiyorum.”AnkaraYakup Kadri Karaosmanoğlu