Yaprak Dökümü’nü okudum… Reşat Nuri Güntekin
Kitap ve dizi birebir aynı değildi.
Orjinaline sadık kalınmasada:
Şevket’in hapse girmesi,
Fikret’in Adapazarı’na dul bir adama kaçması,
Ferhunde’nin ortalığı karıştıran gelin oluşu…
Ve en önemlisi; Ali Rıza Bey’in gururu, Hayriye Hanım’ın gizli kapaklı işleri.
Ama dizi… tam 176 bölüm boyunca bize o kadar tanıdık bir aile sundu ki,
sanki her kapısını çaldığımız evde Tekin ailesinden bir parça vardı.
Kitap 160 sayfa.
Dizi ise yıllar süren bir hayat gibi…
Belki de bu yüzden dizide, kendimizden çok daha fazla şey bulduk.
Yine de kitabı tekrar okumak beni çok mutlu etti.
Ama istisna olacak belki… ben dizisini daha çok seviyorum.
Okurken aklıma geldi; Reşat Nuri Güntekin bugün yaşasaydı, belki de bu diziyi izlediğinde kendi hikâyesinin insanlar üzerinde bıraktığı etkiye o da şaşırırdı.
Ali Rıza Bey der ki:
“Gül fidanı nerede yetişirse yetişsin yine gül fidanıdır.”
İnsan, nereye savrulursa savrulsun, özünü kaybetmediği sürece yine kendisidir.
Ali Rıza Bey, her bir çocuğunu bir güle benzetirdi.
Ve bu dünyadan giderken elinde bir gül vardı…
Gülü tutarken diken eline batmış ve eli kanmıştı.
Bu sahne beni her seferinde derinden sarsıyor.
Çünkü bazen insan, en çok sevdikleriyle yaralanır.
Şimdi Tekin ailesini trene bindirip, Trabzon’dan İstanbula yolcu edeceğim. Çünkü diziye yeniden başlama zamanım geldi.
Sevgilerle instagram.com/p/DWee5opjMa-/?...