·210 syf.····Okunma: 30 Mart 2026 20:25 Yine Günday Yine Günday Yine Günday
Ben bu adamı gerçekten seviyorum. Dili başka, türü başka, değindiği konular çeşit çeşit bambaşka... Okurken hem gerçeklere en çok gözümü açtığım hem de içinde kaybolup gittiğim yazarlardan birisi.
Gelelim kitaba öncelikli olarak bir sözlüğe ihtiyacımız olacak çünkü çok fazla Ermenice sözcük var bunu sona ekleyeceğim.
Kitap, özellikle kuyumculuk ve turizm sektörü üzerinden gelişen, dışarıdan parıltılı görünen ama içeriden oldukça karanlık, manipülatif ve satış odaklı bir dünyayı anlatıyor. Hakan Günday bu eserinde, tezgahın arkasındaki o acımasız çarkları, insan ilişkilerinin nasıl birer pazarlık objesine dönüştüğünü ve sistemin bireyi nasıl öğüttüğünü ele alıyor.
Kitabı okurken kendimi tam olarak Kozan’ın karşısında hissettim ve bu asla tesadüf değildi. Günday, okuyucuyu bir müşteri (veya kurban) koltuğuna oturtup, satışın bir sanattan ziyade bir avlanma biçimi olduğunu gösteriyor.
Ticaret ahlakına olan güvenim zaten yok. Günday da burada günümüzün yüz karası olan o yozlaşmayı önümüze koyuyor. Kitap, dürüstlüğün bir nimet sayıldığı, sadakatin ise sadece bir sonraki satışa kadar sürdüğü bir dünyayı resmediyor. İnsanın insanı kazıklama hırsı, kitapta sadece para kazanmak için değil, sistemin içinde hayatta kalmak ve üstünlük kurmak için yapılan bir refleks olarak karşımıza çıkıyor.
Diline gelecek olursak yumoş, ahçik, mart vb. kelimeler beni başta şaşırtsa da, aslında bu kelimeler o dünyanın kapalı kapılarını açan anahtarlar gibi. Hakan Günday’ın o bildiğimiz içine çekip götüren üslubuyla birleşince, bu yabancı kelimeler bir süre sonra bizim de doğal dilimiz haline geliyor. Bu dil, okuyucuyu yabancılaştırmak yerine, o yeraltı dünyasının bir parçası haline getiriyor.
Bu kitap aslında güvenin ve sadakatin her masada bitişini ilan eden bir manifesto gibi. Günday şunu fısıldıyor: Eğer bir yerde satış varsa, orada mutlak bir dürüstlükten söz etmek imkansızdır. Modern insanın sadece bir malı değil, kendi karakterini ve karşısındakinin saflığını da pazarladığı bir düzenin eleştirisi bu.
Kitabın sonunda hissettiğimiz manipüle edilme duygusu, aslında yazarın başarısı. Çünkü Malafa, okuyucuyu sadece bir gözlemci olarak bırakmıyor; onu o kirli tezgahın bir parçası, bir av haline getiriyor.
Kitapta geçen ermenice kelimelerin liste hali:
abuş : salak, aptal; salaklık
ahçik : kız, kadın
ahparik : erkek kardeş; arkadaş
ataka : para
camper : yürü, “ikile” anlamında
camperlemek : uzaklaşmak, gitmek, uzamak
ceviz : kötü, işe yaramaz, uyduruk
çikolata : isviçre frangı
dacik : türk
deşalamak : kovmak, siktir etmek
hanut : parsa, yüzde
has : saf/ham altın
kevaşe : fahişe
kokz : kokain
malafa : yüzük ölçüsü almaya yarayan alet
mart : erkek
meter : seks; metres
meterlemek : seks yapmak, becermek, s.kmek; kazıklamak
miralama : bakmak, izlemek
montür : çeşitli takılarda taşın yerleştirildiği çerçeve
nasıf : bir şeyi iki eşit parçaya bölen ;ekmek.
pafküf : sigara (esrar)
paks : kişi, müşteri
papi : baba
pasan : akdeniz kasabalarındaki kuyumcular
pata : penis
piyz : alkol
pörç : ibne
potpot : poker(?)
ramat : cila artığı altın tozu
şaşo : vajina
tetas : meme
todis : çalgıcı, çingene
tokar : okşamak, dokunmak
tram : para
trikalar naşlamış : sakallar uzamış
vardik : don
vor : göt
yumoş : euro, avro
zurnik : oral seks
(bu listeyi ekşi sözlükten buldum.)