bir insanı yaratmaya nasıl bir duyguyla başlarsı nız??
Tanrının tek görevi yaratmak mıdır???
Yoksa Tanrı yarattığı şeyin kaderinden sorumlu mudur? Peki sorumluluklarını reddederse ne olur?
Ya da sadece Tanrı mı yaratabilir?
veyahuta yarattığımız inşa ettiğimiz bedenin veya varlığın veya şekillendirdiği mız herhangi bir duygu veya vaddetigimzi bir oluşun sorumluluğunu ne surette karşılayabileceğimiz söz konusu mudur....
bunun gibi verebileceğimiz birçok cevap ve nihayetinde sayısız örnek vardır ..
bunu en çokta gündemimize oturan birçok çocuğu dünyaya getiripte sorumluluğunun bilincinde olmayan ve sorumluluğunu bırak varlığını veya yokluğundan bile habersiz olan toplumsal ilişkilerimize değinmek istedim yaşantımızda ki ilişkiler veya yaşamımızda yerin edinen bireyler veya dahil olacağımız bir toplumun bizi o ne derecede o bağa dahip edip var gostericek kadar içerisine alabilir.
ve burdan yola ciakrak birazda uzun zamandan sonra ilk defa soluksuz derin çokça katmanlı ama bir o kadar da akıcı bu güzel yapıtın içRine çekmek isterim
öncelikle basarki sorularıma geri dönerek
bir insanı yaratmaya nasıl bir duyguyla başlarsınız??Peki Tanrı'ya öykünmenin cezasız kalacağını mı zannettiniz?
Ya da başka bir deyişle yaratmanın cezası nedir?Ne demek Modern Prometheus?
adını duyarken bile merak uyduran bir kavram olmuştu bende
Prometheus; Yunan mitolojisinde insanın yaratıcısı ve ona ilim, irfan, koruma sağlayacak olan ateşi Olympos'tan çalıp insana veren ve bu yaptıkları ile Zeus'un gazabı ile tanışıp sonsuza kadar sürecek olan ceza ile cezalandırılan bir Titandır.
Peki ya Frankenstein?
birçoğumuzun bildiği üzere Frankenstein adının duyulduğu zaman korku filmlerinin en meşhur yaratıklarından biri gelir aklımıza ama hepimiz tam da bu noktada yanılırız. Çünkü aslında Victor Frankenstein Cenevre'li bir bilim insanıdır. Küçük yaşlarda bilime ve doğaya kafayı takmış, sırların gizemini çözmeyi eskilerin sanatı Simya'da aramış ama sonra yönünü modern bilime yöneltmiş en sonunda ise tüm eski ve yeni bilgilerini birleştirip, cansız bir bedene yeniden hayat vermmiş başarılı bir bilim insanıdır.
******"Uğraştığın şey adına ruhumu da, hislerimi de kaybetmiş "olan Frankenstain bütün eski ve yeni bilgilerini toplayarak ve sayısız mezarlık ve kadavra inceleyerek ve yeri geldigjnde insan bedeninin nasıl surumeye başladığını gözlemlemleyerek cansiz bir bedeni topladigi uzuvlarla yeniden hayat veriyor ve tabiki yarattığı yaratığın aslında hissiyatı duygularınından çok dışına bakılarak bir yaratık bir sefil olarak tanımlar. yarattığı varlıktan igrenerek ondan kaçar sonrada yaratığı varlığın ondan insanı istemleri duygusal hissiyatı ve yardaslik istemlerine cevap vermeyerek isteklerini kaybettiği canlardan sonra vermeyrek onu gerçekten acımasız bir yaratığa döndürür
burda tamda şuna değinmek gerek ki İnsan niçin vahşilerden daha üstün hassasiyetlere sahip olmakla övünür ki, bu onları daha kısıtlı varlıklar kılıyor sadece. Dürtülerimiz açlık, susuzluk ve şehvetle sınırlı kalsaydı, neredeyse özgür olurduk; ama şimdi esen her rüzgârla, tesadüfen söylenmiş bir sözle, ya da o sözün anlattığı görüntülerle heyecanlanıyoruz...
aslındabelkide Duyarlı bir varlığın sevgisini hissedince, onun dışında bırakıldığı varoluş zin- cirinin ve olayların parçası haline gelmeyi kabul etmişti her ne kadar ilerisini ongormese.Ayrıca ilk kez bir yaratıcının kendi yaratığına karşı görevle rinin ne olduğunu ve kötülüğünden yakınmadan evvel, onu mutlu etmem gerektiğini hissetmişti ölmeden önce belkide başa dönerek insan var ettiği birşeyin veya vadettigi uyandırdığı bir duygunun bir işleyişin sonucunu üstlenmek zorundadır diye düşünüyorum. ve ne yazık ki yaratığa bunu vermeyerek yaşam kadehi ebediyen zehirlenmişti....
.....