Yürürken, kendi kendine: “Çalışmak, çalışmak. Bir şeye yaramak, bir şeye yaradığını hissetmek, işte, yaşamanın yegâne manası,” diyordu ve böyle düşünürken bütün kederlerini, hayal inkisarlarını, içsıkıntılarını unutuyordu.
Zaten, Ankara’da, Selma’nın düşündüğü tarzda yaşamayanlara artık yer kalmamıştı. Evlerinde, kendi köşelerinde eski çeşit hayatlarına devam edenleri, ihtiyarlardan, alillerden, çocuklardan ayırt etmenin imkânı yoktu.
AnkaraYakup Kadri Karaosmanoğlu