·144 syf.····Okunma: 30 Mart 2026 20:58 Soğuk ve buz gibi… Hayatın ta kendisi ama kalp kırıcı; ışıkta duran bir karanlık gibi. Biraz sessiz, biraz gölge… Hepimiz bu “yaşamak” hâlinden geçmişizdir. Bu kitap ise tam da böyle: sıra dışı, sorgusuz ve olduğu gibi.
Okurken karmakarışık hissettim; beğenmekle beğenmemek arasında şaşkınca gidip geldiğim anları çok hızlı yaşadım. Güldüren ama bu gülüş öyle komik ya da iç ısıtan bir gülüş değil… Daha çok hüzünlü ve kederli bir tebessüm. Çünkü konu intihar ve bu kadar ağır bir konunun böylesine sakin, neredeyse gündelik bir şeymiş gibi anlatılması insanın içini ürpertiyor.
İnsanların çok doğal bir şeymiş gibi bir dükkâna girip ölümlerini “satın aldıkları” bir yer düşünün. Bir insanın ölmek istemesi sanki sıradan bir ihtiyaçmış gibi karşılanıyor. İşte tam da bu normalleştirilmiş karanlık, kitabın en sarsıcı yanı. Okurken insan bir yandan tuhaf bir mizahın içinde buluyor kendini, bir yandan da içten içe rahatsız oluyor.
Ama bu karanlığın içinde bambaşka bir yerde duran biri var: Alan Tuvache. Sanki kitabın bütün soğuk havasına inat, oraya yanlışlıkla düşmüş bir ışık gibi. Onun iyimserliği bazen tuhaf, bazen sinir bozucu ama en çok da düşündürücü geldi bana. Çünkü herkes karanlığa alışmışken onun hâlâ umutlu kalabilmesi hikâyenin yönünü sessizce değiştiriyor.
Ve en çok da sonu beni şaşırttı. Finali anlamak için iki defa okumak zorunda kaldım. Çünkü beklediğim gibi ilerlemeyen, insanı bir anda durduran ve “az önce ne oldu?” diye yeniden sayfalara döndüren bir sondu. Belki de kitabın vermek istediği duygu tam olarak buydu: karanlığın ortasında yönünü kaybetmiş gibi hissettirmek.
Genel olarak sessiz ama etkisi uzun süren, güldürürken huzursuz eden ama bir yandan da umut fikrini tamamen bırakmayan bir hikâyeydi.