Matmazel Noraliya'nın Koltuğu benim için sadece bir roman değil, insanın kendi iç sesiyle yüzleştiği o rahatsız edici ama bir o kadar da gerçek alanın kapısını aralayan bir metin oldu. Okurken sürekli şunu hissettim: insan bazen en çok kendinden kaçıyor.
Ferit’in yaşadığı o içsel karmaşa, modern hayatın gürültüsü içinde kaybolmuş bir zihnin çok tanıdık hali gibi. Mantıkla inanç arasında sıkışmış, huzuru arayan ama nerede bulacağını bilemeyen bir ruh… Belki de bu yüzden okurken yabancılık çekmedim. Çünkü insanın kafasının içi bazen gerçekten de bu kadar kalabalık olabiliyor.
Romanın en etkileyici tarafı bence dönüşüm meselesi. Bir koltuk etrafında şekillenen o metafizik atmosfer ilk başta garip gelse de, zamanla insanı içine çekiyor. Ve fark ediyorsun ki mesele koltuk değil, mesele insanın kendine yaklaşma cesareti. Herkesin hayatında bir “Noraliya’nın koltuğu” olabilir aslında; durup düşündüren, yüzleştiren, bazen de susturan.
Dili ağır gibi görünse de duygusu çok tanıdık. Özellikle o iç konuşmalar… İnsanın kendi kendine kurduğu cümleler bazen bir romandan daha gerçek geliyor. Ben okurken sık sık durup düşündüm; bazı satırların altını değil, direkt zihnimi çizdim sanki.
Kısacası bu kitap bana şunu hissettirdi:
İnsan değişmek istiyorsa önce kendi karmaşasını kabul etmeli. Çünkü kaçtığımız şey çoğu zaman dış dünya değil, kendi içimiz.
Herkese hitap etmeyebilir ama kendini sorgulamayı seven, biraz derine inmeyi göze alan herkes için etkileyici bir okuma.