Selma Hanım Hakkı Bey’in İzmir’den döndüğü günü hatırladı. Çehresi bir tunç rengi bağlamıştı. Bütün vücudu, çelikten daha sağlam, daha çevik bir maddeden yoğrulmuş gibi görünüyordu. Kumral bıyıkları biraz uzunca bırakılmış, dudaklarının keskin çizgisine cengaverce bir ifade veriyordu. Gözleri ise, bir çocuk gözleri gibi masumdu. Temiz, berrak ve şeffaf bir bakışı vardı.
Selma Hanım:
“Bize niçin haber vermediniz? Sizi, yarı yoldan istikbale çıkardık,” demişti.
Evet, bu genç kahramanın dönüşünden haberi olsaydı, onu birkaç saatlik yoldan karşılamaya gidecekti. Belki, yoluna çiçekler serpecekti. Belki onu elinden tutup ve gözü daima ona çevrilmiş olarak, adım adım yürüyerek, kızıl bayraklarla, defne dallarıyla süslediği evine getirecek, aslan postundan bir sedirin üstüne oturtacak ve ayaklarının tozunu kendi elleriyle silecekti.
O günlerde Selma’nın bütün milli coşkunluğu toplanıp toplanıp bu genç zabitin üzerinde tekâsüf etmişti.AnkaraYakup Kadri Karaosmanoğlu