“Bugün annem öldü. Belki de dün, bilmiyorum.” #alinti
Bu cümle bile başlı başına kitabın ruhu aslında. Duygunun eksikliği değil, beklentinin fazlalığı sorgulanıyor. Okurken rahatsız eden şey olaylar değil; kendimizden ne kadarını Meursault’da gördüğümüz. Yabancı, insanın başkalarına değil, bazen en çok kendi hayatına #yabancı olabileceğini sessizce hatırlatıyor.
Yabancı hayatla, dünyayla kurulan bağı değil, kitulamayan bağı anlatıyor aslında. Annemin dediği hesap, "Dünya yıkılsa alacak bir taşı yok," misali bir insan.
Çok değil birazcık kaygılı, planlı bir insansaniz; okurken karaktere sinir olacaksınız. "Bu kadar gamsızlık, bu kadar bosvermislik niye be kardeşim?" de diyebilirsiniz.
Yazarın kaleminin akıcılığı sayesinde su gibi akıp giden bir kitap. Zaten kısacık. Bitirince hızımı alamayıp yayınlanmış Türk yapımı filmi de izledim. Bir de yabancı versiyonu varmış bulamadım. Bulsam onu da izlerdim. Çünkü karakter hayatla, insanlarla, dünyayla bağ kurmamış olsa da ben onunla bir bağ kurdum. Çünkü o gamsızlık kadar olmasa da birazını yapmak için, öğrenmek için idol aldım.
Kulüp okuma kitabımızdı, maalesef toplantıya katılamadığım için arkadaşlarımın düşüncelerini bilemiyorum. Ama çok sevmislerdir diye düşünüyorum
Siz yazarın kalemiyle tanıştınız mı? Yazarın en sevdiğiniz kitabı hangisi? Modern klâsiklerde okumayı en sevdiğiniz yazar kim?