·316 syf.··Beğendi
···Okunma: 31 Mart 2026 20:18 2000’li yılların ortalarında tanıyıp sevdiğim Selim İleri’yi geçen yılın başında kaybettik. Oldukça üretken bir edebiyat hayatının ardından onlarca roman, hikâye, oyun, deneme, inceleme, senaryo, anı kitabı bırakarak dünya hayatına veda etti. Onu tanıdığım günden sonra edebiyatımızın güncel hiçbir yazarı, onun bendeki kıymetinin önüne geçemedi. Yalnız onun okurlarının künhüne vâkıf olabileceği dünyasını yine yalnız onun okurları kadar kimse sevmedi/sevmeyecek. Bireyi, birey olmayı, kentsoylu yaşamın topluma entegre edemediği kişiyi tüm yönleriyle -ama özellikle acılarıyla, başaramadıkları ve iç kırgınlıklarıyla- yıllar yılı, bir koza örer gibi inşa ettiği son derece yetkin üslubuyla okuruna sundu. Kendisini bir kez İstanbul Kitap Fuarı’nda -2007’de-, bir kez de bir söyleşisinde görmüş, “Bu Yaz Ayrılığın İlk Yazı Olacak” kitabını imzalatma şansına erişmiştim. Fakat bana o kadar yakındı ki 2005 sonrası yayımladığı her kitabını -türü ne olursa olsun- alıp hemen okudum. Onunla aynı zamanda yaşıyor olmanın bendeki etkisini kelimelerim anlatamıyor.
Ölümünden kısa bir süre sonra üst üste iki kitabı daha yayımlandı. Büyük yazarlar böyledir, öldükten sonra da üretmeye devam ederler. Yaşarken yazdığı ancak ölümünden sonra yayımlanan kitabını ocak ayında okumuştum: “Sen Diye Biri”. Bir zamanlar çok yakın dostluk kurduğu Cüneyt Arkın merkezinde adeta büyük ustanın “sayıklamalar”ıydı bunlar. Fakat bundan bir ay önce -Haziran 2025’te- yine 70’li yılların sonu ile 80’lerin ortalarına kadar onun çok yakınlarından biri olan Hasan Bülent Kahraman, Selim İleri ile 1977-1984 arasındaki mektuplaşmalarının bir bölümünü yayımladı. Bu kitap nasılsa gözümden kaçmış. Geçenlerde fark eder etmez aldım ve okudum.
İleri’nin ilk kitabını -Cumartesi Yalnızlığı (Güz Notları)- 1968’de henüz on dokuz yaşındayken yayımladığını, ona ilk şöhreti getirecek romanının ise 1976 tarihli “Her Gece Bodrum” olduğunu düşünürsek Hasan Bülent Kahraman’la mektuplaşmaya başladıklarında şöhretini yeni yeni yakalayan bir yazardan bahsediyoruz demektir.
2017 tarihli “O Aşk Dinmedi” isimli söyleşi kitabında “kurgusunu çok karışık bulduğu” gerekçesiyle pek de beğenmediğini ifade ettiği romanı “Her Gece Bodrum”, ardından yıllar yıllar geçmesine karşın onu okurla buluşturan ilk kitabı olmuş zamanında. Genç Selim İleri’nin kendisinden 7-8 yaş genç olan ve mektuplaşmanın başladığı tarihlerde fakültede öğrencilik yapan Hasan Bülent’e yazdıklarından da anlıyoruz bunu. Yenilerde yazdığı -o dönemler- ya da yayın programına alınan her kitabını “Her Gece Bodrum”la kıyaslıyor.
Bu mektupların önemi nedir? Sadece yolun başındaki Selim İleri’yi yazarın sevenlerine tanıtmak mı? Hayır. Hasan Bülent Kahraman, 50 yıl önceki dostluklarına bir vefa örneği gösterircesine epey zorlu bir işe girişmiş. Her mektubun sonunda çoğu kere mektubun kendisinden uzun dipnotlara yer vermiş. Bu dipnotlarda Selim İleri’nin ilgili mektupta bahsettiği kişi, yer, dergi, kitap, yazar, olay vs. ile ilgili oldukça doyurucu, -hatta kendisinin kitabın girişinde söylediği gibi- edebiyat tarihçilerine ışık tutacak bilgiler var. Bu dipnotlar olmasa İleri’nin yazdıklarının çoğunu anlamamız güç olabilirdi. Bu anlamda Kahraman, başka hiçbir mektup türündeki eserde görmediğim bir işe soyunmuş.
Selim İleri’yi yakından tanıyanlar onun “hızlı” yıllarında, gençliğin ve hırsın da getirdiği insiyaki bir tutumla pek çok kişiyi kırıp döktüğünü bilir. İşte Oğuz Atay, işte Füruzan ve hatta mektuplarını yayımlayan Hasan Bülent Kahraman. Sonradan -defalarca okumuşumdur- çok kereler o günlerini yazılarında/eserlerinde pişmanlıkla anan İleri, bu mektuplarda sonradan pişman olacağı pek çok cümleyi de yazmış. Yakın dostu Nazlı Eray’ı bile -sanırım aralarında kalacağına hükmederek- Hasan Bülent Kahraman’a eleştirmiş. Pınar Kür, eleştirilerden en fazla nasibini alanlardan. “Mahalle karısı kılıklı, ne dediğini bilmez, dedikoducu kadın” sıfatlarıyla anılan Pınar Kür’ün “Asılacak Kadın” kitabının kendi kitabından önce basılmasına hayli içerlemiş mesela. Yine kitaptan öğreniyoruz ki 79’dan itibaren yaklaşık 20 ay Türkiye’de kâğıt sıkıntısı çekildiğinden herhangi bir kitap basılamamış. İleri’nin öfkesi biraz da buna. Kendi yayınevinin hatır bilmeyip Pınar Kür’ü öncelemesi onu çıldırtmış.
Bu mektuplar aynı zamanda yolun başındaki romancının bir tür yazma günlüğü. Özellikle ilk dönem eserleri arasında yer alan “Ölüm İlişkileri”, “Bir Akşam Alacası”, “Kapalı İktisat”, “Çağdaşlık Sorunları”, “Cehennem Kraliçesi”, “Bir Denizin Eteklerinde” isimli kitaplarının hangi koşullarda yazıldığını bizzat yazarının ağzından okumak çok ilgi çekiciydi.
Bunun dışında sonradan klasikleşen ancak o dönemlerde yeni yayımlanan romanlar hakkındaki görüşleri de değerli. Mesela Hermann Hesse’nin “Gertrude” romanını daha Türkçeye çevrilmeden Fransızca çevirisinden okuması, İleri’nin yazın dünyasının perspektifinin ne denli geniş olduğunu gösterir nitelikte.
Çektiği maddi sıkıntılarından, Alzheimer olan annesinin acıklı durumundan, Kadir İnanır’la yaşadığı tartışmadan, Antalya tatilini bedavaya getirmek için kabul ettiği Antalya Altın Portakal Film Festivali Seçici Kurul üyeliğinden, roman sanatı hakkındaki düşüncelerinden, özellikle Attilâ İlhan’a duyduğu derin sevgiden, Behçet Necatigil’in ölümünün -1979- kendisini nasıl üzdüğünden, Türkiye’nin darbeye doğru giden korkunç yıllarından, ülkeye egemen olan faşizmden, İleri’nin ülkesi için duyduğu umutsuzluktan, elbette İleri’nin naif dünyasından, bıktığı yalnızlığından, bir tek yazma aşkını diri tutabildiğinden -onu da zaman zaman yitirdiğinden- ve daha pek çok şeyden bu mektuplar sayesinde haberdar oluyoruz.
Kitapta sadece Selim İleri’nin mektupları var. Usta yazar, kendisine gelen mektupları yok ettiği için Hasan Bülent Kahraman’ın cevaplarını hiçbir zaman okuyamayacağız.
Kitabın başında İleri’nin sanat hayatının ana hatlarını derli toplu bize veren Hasan Bülent Kahraman, kitabın sonunda da yazarın çeşitli soruşturmalarına, mektuplarının bir kısmının orijinal hâllerine ve yazıştığı yıllarda yayımlanan kitaplarının ilk basımlarının görsellerine de yer vermiş. Kendisine ne kadar teşekkür etsek az.
Selim İleri -sayısı sınırlı da olsa- yaşarken okurunu bulmuş bir sanatçı. Özellikle kitaplarını yayımlayan Everest Yayınlarından onun artık baskısı kalmamış kitaplarını yeniden yayımlamasını, varsa evrak-ı metrukesinde kalanları bize ulaştırmasını bekliyoruz. Dünyanın bütün büyük medeniyetlerinde, böyle usta bir edebiyatçının ardından her sene onlarca kitap yayımlanır. Yazarın oldukça geniş bir arkadaş çevresinin olduğunu düşünecek olursak onu bize tanıtacak yeni verimleri de beklemek hakkımız.
Selim İleri, Türk edebiyatına her şeyden önce estetik bir üslup ve bireysel bir duyarlık kazandırmıştı. Ruhu şad olsun.