·64 syf.··Beğendi
···Okunma: 31 Mart 2026 00:00 Umutsuzluk bir lükstür”
Annie Ernaux bu cümleyi bir gazetede okuduğunu söylüyor. Tüm dünyanın savaşlarla alev alev yandığı şu günlerde aklımızda tutmamız gerektiğini düşündüğüm bir motto. Umut her zaman vardır ve var olmalıdır.
Ernaux’nun diğer kitapları gibi kısacık bir kitap. Birbirinden çok farklı kültürlerde yaşıyor olsak da her kitabında kendimden veya çevremdeki insanlardan, yaşadığım toplumdan benzerlikler bulabiliyorum kitaplarında.
Annesini anlatıyor Bir Kadın’da. Onun nasıl bir ailede büyüdüğünü, nasıl bir çocukluk yaşadığını veya yaşayamadığını, babasıyla tanışıp evlenmelerini, Annie’den önceki ilk çocuğunun kaybını, işlettiği kafe-bakkalı, anne-kız ilişkilerini, babasının ölümünden sonra yalnız kalışını, Annie ve çocuklarıyla yaşadığı dönemi, alzheimer oluşunu ve nihayetinde bakımevinde geçirdiği bir kaç yılın ardından ölümünü.
Annie’nin annesiyle olan ilişkisinde annemi, kendimi ve kızımı bulduğum yerler oldu.
“Onunkinden daha iyi bir hayatım olması için her türlü özveride bulunmaya, benden ayrı kalmaya bile hazırdı.”
Edebiyat okuyabilmesi için Londra’ya gitmesini kabul eden annesi için böyle yazmış Ernaux.
Bu cümleyi hiç değiştirmeden hem annem hem de kendim için kullanabilirim. Eminim kızım da ileride kendi çocukları için aynı özveriyi gösterecektir.
“Sevgisinden ve şu haksızlıktan emindim. Ben amfide oturup Platon dinleyeyim diye, o sabahtan akşama kadar patates ve süt satıyordu.”
“Eğitimli olmak istemekle, eğitimli olmak arasında uçurum olduğunu da keşfetmiştim. Van Gogh’un kim olduğunu söyleyebilmesi için annemin andiklopediye ihtiyacı vardı, büyük yazarların sadece adlarını biliyordu. Okul müfredatından bihaberdi. Ona beslediğim güçlü hayranlıktan dolayı, bana destek veremediğini ve beni diğer kızların oturma odalarının kitaplarla dolu olduğu garip, yeni bir dünyada savunmasız bırakarak -babamdan çok daha fazla- hayal kırıklığına uğrattığını hissetmekten kendimi alamıyordum. Bana sunduğu tek şey endişesi ve şüphesiydi: ‘Kiminle birlikteydin, çalışıyor musun bari?’ “
Kızım ve ben Annie’ye oranla şanslıyız. Açık ki, her ikimiz de Annie’nin savunmasız kaldığı kitaplarla dolu evlerde yaşıyoruz, annem Van Gogh ve pek çok ressamı, yazarı biliyor. Ancak ne denli eğitimli, kültürlü olursa olsun, yukarıdaki paragrafın son cümlesindeki iki soruyu beyninin en derin kıvrımları arasında taşımayan bir anne var mıdır?
Annie’nin annesinin sorularındaki endişe ve şüphenin benzerini kızıma hissettirmemek için çaba sarfediyorum. Umarım başarıyorumdur.
“Özen gösterdiği yegâne nesne kitaptı. Kitaplara dokunmadan önce ellerini yıkardı.”
Ben bu anneyi sevdim
Beni oldukça etkileyen bu kitaptan güzel bir alıntıyla ayrılıyorum.
Anne artık alzheimer.
“Öğleden sonraları, eskisi gibi, adres defteri ve kağıtlarıyla oturma odasındaki masaya oyuruyordu. Bir saatin ardından, başladığı mektupları devam ettiremeyip yırtıyordu. Kasım ayında, bunlardan birinin üstünde, ‘Sevgili Paulette, içine girdiğim karanlıktan çıkamadım.’ yazıyordu.”
Nobel edebiyat ödüllü bir yazarın annesine yaraşır edebi bir cümle. Toprağın bol olsun Annie’nin annesi