Her ikisinin de, bazen haftalarca, başbaşa kaldıkları, ilk zamanlarda olduğu gibi şöyle içten ve yürekten konuştukları bir anları olmuyordu. Hakkı Bey, hemen bütün öğle yemeklerini dışarda yiyordu. Akşamları ise, mutlaka, ya bir misafir geliyor, ya onlar bir yere misafirliğe gidiyorlardı. Bundan altı ay evveline gelinceye kadar, hiç değilse bir yatakta yatıyorlardı. Gerçi, bu yatağa ağızlarını açıp bir kelime söyleyemeyecek derecede bitkin düşüyorlardı. Fakat, ne de olsa, gene vücutları, müşterek yorgunluklarını bir arada dinlendirmek mahremiyetini buluyorlardı.
İşte, altı aydan beri bu da ortadan kalktı. Hakkı Bey, hayatının refah seviyesi yükseldikçe birtakım aristokratik zevkler ve itiyatlar ediniyordu. Karısıyla kendi arasına bazı resmî kayıtlar koymak, ona hitap ederken “siz” demek, ona ancak, giyimli olarak görünmek ve bazı davetlere bir arada gitmemek, gidilen yerde daima ayrılığı muhafaza etmek gibi hareketlerle başlayan bu kibar evlilik üslûbu, yatak odalarının ayrılmasıyla tamamlanmış bulunuyordu.
AnkaraYakup Kadri Karaosmanoğlu