·496 syf.··Beğendi
···Okunma: 01 Nisan 2026 21:28 ‘Ben hiçbir şey yapmasam bile dünyanın anbean değişiyor olması hayret verici. Ben parmağımı bile kıpırdatmasam da çevremde nice bağlar kuruluyor, karmaşık bir şekilde iç içe geçiyor, gitgide gelişiyor. Tıpkı bir bitkinin kökü, dalları, yaprakları gibi. Gözlerimi kapattığımda yayılan o koyu yeşilliği görecekmiş gibi hissediyorum.’ s.375
Çok enteresan bir kitap okudum. Japonya’da gerçekleşen bir cinayet olayından esinlenerek kurgulanmış bir kitap. Tereyağına ve yemek yapma/yemeye güzelleme. Bir insanın diğer insanlarla karakteriyle, kişiliğiyle kuramadığı iletişimi, bağı, duyguyu yemeklerle kurmaya çalışmasının hikayesi, belki de bir öç alma romanı.
‘Tek başıma ölecek olsam bile kimseye gücenmeyeceğim ben. Kimsenin çıkıp gelmesini beklemeden, kendi paramla yemek malzemelerimi alıp kendi yemeğimi pişireceğim ve dilediğimce yiyip öleceğim.’ s.430
Kitabın özeti gibi vurucu satırlar bunlar. Bir kadının hayata baş kaldırışının kelimeleri, istediğini yapacak olmanın özgürlüğünün ifadeleri.
‘bu toplum kadınlara öyle kolay kolay geçer not vermiyor.’ s.454
Asla vermiyor. Hatta not bile vermiyor. Gerek görmüyor. Sınıflandırıyor, kategorize ediyor, ötekileştiriyor… Her şeyi yapıyor belki de ama sınıfta bırakıyor.
‘Öncelikle düşünelim, ben mahvoldum mu? Hayır, neticede bunu bile yapamadı. Belki de doğru cevap bu. "Hakkıyla mahvolamayacak tiplersiniz..."’ s.489
Böyle bir zihnin ürünü cinayetler… İşlenip işlenmediği hatta nasıl işlendiği bile belli olmayan. Ama insanları mahvetme üzerine kurulu bir aşağılama prosedürü.
‘Sesimi iyice yükselterek şunu söylemek istiyorum: Her kadın bir tanrıça olmalı!’ s.378
diyor ve incelememi burada bitiriyorum efenim. Eğer yemek yemeyi seviyor ve damağınızda kalan tatları hissedebiliyorsanız bu kitap tam da size göre..