#OrhanPamuk.
#MasumiyetMüzesi
#YapıKrediYayınları
"Ben bir kadını, saçlarını, tokalarını, bütün eşyalarını saklayacak kadar, yıllarca onlarda teselli arayacak kadar çok sevdim."
Merhaba okur dostlarım 🪽
Bugün sizlerle 1970’lerin İstanbul’una gidiyoruz..
Okurken Kemal’in Çukurcuma’daki o loş müze evinde; sigara izmaritlerinin ve eski eşyaların arasında dolaşıyormuş hissiyatı yaşatan, tozlu rafların, vitrinlerin ve hüzünlü hatıraların arasından geçip , Orhan Pamuk’un eşsiz dünyasına, MASUMİYET MÜZESİ’ne bir yolculuğa çıkıyoruz..
Bu, sadece bir roman değil; kendi müzesini doğuran, hatta yaratan, edebiyatla gerçeğin o muazzam ince çizgisinde asılı kalmış, tutkunun zamanla nasıl bir saplantıya dönüştüğünü , hatıralar ile iç eçe geçmiş bir eserde aynı zamanda..
Tıpkı Orhan Pamuk’un dediği gibi : "zamanı mekâna dönüştüren" bir teselli de...
Kemal’in hikâyesi, aslında hepimizin içindeki o "ait olma" arayışıyla başlıyor.
& Batılı, eğitimli ve zengin bir hayatın içinde, nişanlısı Sibel ile kurmuş olduğu bir düzenin tam ortasındayken; 18 yaşındaki Füsun’un hayatına girişiyle o dizginlenemez çekime şahit olacağız an be an ..
Kemal, babasının Avrupai yaşam tarzından sıyrılıp o kenar mahallenin çamurlu sokaklarına adım attığında aslında şunu net olarak görür ve içten içe şunu der :
"O sokaklarda kendimi bu kadar iyi hissetmenin, Füsun’a yakın olmak dışında başka bir sebebi daha vardı... Şimdi bu kenar mahallenin çamurlu sokaklarında hayatımın kayıp merkezini arıyordum."
Füsun; Kemal için sadece bir arzu, bir heves değil, o sahteliklerle dolu dünyanın içinde bulamadığı, gerçek masumiyetin ta kendisiydi..
Sibel, toplumsal beklentilerin ve statünün kusursuz bir simgesiyken;
Füsun, Kemal’in kendi hayatında eksikliğini hissettiği o hesapsız duyguların yansımasıdı ..
Romanın en çarpıcı yanı ise, aşkın zamanla nasıl elle tutulur bir takıntıya dönüştüğünü bize eşyalar üzerinden göstermesi oldu..
Füsun’la , Kemal arasındaki bağ koptuğunda ise Kemal için her şeyin yeniden başlayaca olması idi. Aylar sonra yazılmış bir davet mektubu ile birlikte..
Tam 8 yıl boyunca, bıkmadan usanmadan her akşam Füsun’un ailesini ziyarete gider.
Her ziyaret ; bir tuzluk, bir saç tokası, binlerce sigara izmariti...
Füsun’un dokunduğu ne varsa zamanla kendi kişisel müzesi için topladığı birer parça aslında..
Peki neden yapar bunu bir insan, hiç düşündünüz mü
Cevabı yine yaprak yaprak, satır satır, cümle cümle romanın içinden bizlere göz kırpar, Kemal'in antatımları ile
"Mutlu anlardan geriye kalan eşyalar; o anların hatıralarını, renklerini, dokunma ve görme zevklerini, bize o mutluluğu yaşatan kişilerden çok daha sadakatle saklar."
"İnsanla eşyanın her buluşması bir hikayedir aslında. O beyaz çantayı aldığınız, o küpeyi düşürdüğünüz ya da o gazeteyi gördüğünüz an, zaman donar,. hikâye başlar"
Kemal, Füsun’un yokluğunu bu nesnelerle canlı tutmaya çalışırken; aynı zamanda aşkın o muazzam ama bir o kadarda karanlık saplantısına hapsolur fark etmeden...
Bunu da şu sözleri ile destekler;
"En mutlu anı işaret ettiğimizde onun çoktan geçmişte kaldığını, bir daha gelemeyeceğini, bu yüzden bize acı verdiğini de biliriz. Bu acıyı dayanabilir kılan tek şey o altın andan kalma bir eşyaya sahip olmaktır."
Tam bu noktada Orhan Pamuk, Kemal’in bu takıntısını öyle derinden işlemişki biz okurlar, Kemal’i yargılamakla ,ona empati duymak arasında gidip geliriz.
Orhan Pamuk romanının sonlarına doğru anlatıcı olarak sahneye çıkıp Kemal ile tanıştığını onun hikayesini dinleyip yazdığını hatta onun vasiyeti üzerine bu müzeyi kurma görevini üstlendiğini anlatıyor..
2012 yılında ise bu müzeyi Çukurcuma’da hayata geçirip , ete kemiğe büründürüyor..
Tam bu noktada yazar, biz okurlarınaa şunu sordurtuyor.
Roman mı müzeyi yarattı yoksa müze fikri mi romanı doğurdu
Belki de her ikisi de tek bir gerçeğe hizmet ediyor:
“Aşk, insanın en güçlü hafıza biçimidir.”
* * * * * * * * *
Kapağı kapatıp, hikayeyi bitirdiğimizde sadece Kemal ve Füsun’un aşkını değil, kendi hayatımızı da sorgularken buluyoruz kendimizi..
Hangimiz kendi sessiz müzelerimizi inşa etmiyoruz ki ;
Çekmecenizin bir köşesinde sakladığınız eski bir mektup, sararmış bir fotoğraf ya da artık hayatınızda olmayan birinin kokusunu taşıyan bir hırka...
Sizin için artık sadece bir "eşya" olmaktan çıkıp, bir anının, bir duygunun sığınağı haline gelen, kişisel "Masumiyet Müzenizde" o nesne hangisi
Sizler bu sorunun yanıtını düşünürken bir taraftan da kitabın sayfalarını aralamaya ne dersiniz