Gönderi

Bir Kitaba Geri Dönmek
Puan vermedi·339 syf.··
2026 20. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 02 Nisan 2026 18:16
Bu Ülke ile tanıştığımda henüz 16 yaşındaydım. Hayranlıkla ve büyük bir iştahla okumuş, bilmediğim kelimelerin anlamlarını çıkarmış, yeni kavramlar öğrenmiş, bahsettiği düşünürler hakkında bilgi edinmiş ve kütüphanede çok uzun zaman geçirmiştim. 24 yıl aradan sonra eski dostum Bu Ülke’ye ve bana hocalık eden Cemil Meriç’e “merhaba” demek isteği doğdu içimde. Nereden öğrendiğimi unuttuğum birçok düşünce ile karşılaştım. Meriç’in ezberlediğim cümlelerine tesadüf etmenin mutluluğunu yaşadım. Kabul etmem gerekir ki 16 yaşındaki şaşırmak için fırsat kollayan o kız çocuğu değilim artık ama Samson’u, Hürmüz’ü, Tantalos’u nereden öğrendiğimi hatırlamak keyifliydi. 40 yaşına basmış yetişkin Zeynep’le Meriç’in fikir ayrılıkları var evet. İyi ki de var, onu olduğu gibi benimsemek kendime ve okuduğum nice büyük düşünüre haksızlık olurdu ama bu durum, Meriç’in bu ülkenin gelmiş geçmiş en büyük aydınlarından birisi olduğu gerçeğini değiştirmiyor. O kendisini ülkesine adamış bir fikir işçisi, çok büyük ve ışığı ile aydınlatan, gölgesinde serinleten bir hoca. Onun entelektüel kapasitesini “Light, much more light” cümlesi ile tarif etme cüretini gösteriyorum. Çünkü biliyorum ki kendisi ışığa daha yakın olabilmek için masanın üstüne sandalye koyup kitap okuyan, yokluk içindeyken bile yılmadan kendini yetiştiren bir büyük insan. Talihsizlik ki gözlerini erken denilebilecek bir yaşta kaybediyor. Okumaya gönül vermiş, hayatını ilim ve irfana adamış bir insan için ne büyük yaradır bu, tahmin etmek pek de güç değil. Arkadaş ortamlarında bir tiradı seslendirir gibi söylediğim şu pasaj 24 yıl geçse de benim için eşsiz bir anlama sahip: “Kendimizi tanımak… Ruhumuzun mahzenlerinde bizden habersiz yaşayan bir alay misafir var. Berhanenin bazen bir bazen birkaç odası aydınlık. Işık binanın üst katlarında. Kendini tanımak. Kendini, yani eriyeni, dağılanı, dumanlaşanı. Sen acıların, utançların, zilletlerinle aynısın. Rüyaların, hayallerin, dileklerinle bir başkası. Gideceksin. Tanrılar bile rolünü bitiren aktörler gibi kâh birer birer, kâh hep beraber çekiliyor bu sahneden. Senin zavallı gölgen zaman perdesine belki bir kere bile aksetmeden, oyuna katılmayan bir kukla gibi unutulup gidecek.” (s. 294) Her Türk vatandaşının okuması gereken bir kitap olduğunu söyledikten sonra birkaç alıntı ile pek de incelemeye benzemeyen bu yazıyı bitireyim: “Cinnetle cinayet sanatın konusu olunca bir nevi meşruiyet kazanıyor.” (s. 288) (Suç ve Ceza üzerine) “Sen düşüncelerin bulutlaştığını bilir misin? Bulutlaşır, cıvıklaşır, katranlaşır. Tedailer zikzak çizer boyuna. Kafatasında musikisi biter kelimelerin, şuuraltının veya şuursuzluğun uğultusu. Hayat, uyku ile uyuşukluk arasında raks eder. Tehlikeye düşen vücut için şuur bir safradır. Külçe gibi leş gibi yaşamak da yaşamaktır. Zekânın sürekli isyanlarından bizâr olan madde, bu şımarık, bu geveze, bu mütecessis meşaleyi bir üfleyişte söndürür. Cinnet madenin zaferi.” (286) “Yaratmak yabancılaşmaktır. Yaratılan bir başkası. Yaratmak yok olmaktır; ya yaşayacak ya yaratacaksın. Ebediyet, hazin bir teselli mükafatı.” (s. 273) “Kimin için yaratacaksın? İnsanlar ışığa, hayata, sonsuza düşman. Aydınlanmak için yan, aydınlatmak için değil.” (s. 272) “Denize atılan bir şişe her kitap. Asırlar, kumsalda oynayan bir çocuk. İçine gönlünü boşalttığın şişeyi belki açarlar, belki açmazlar.” (s. 267) “Öyle seveceksin ki kelimeleri, sana yetecekler.” (259)
Bu ÜlkeCemil Meriç · İletişim Yayınları · 202425,3bin okunma
·
59 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.