·368 syf.··Beğendi
···Okunma: 02 Nisan 2026 21:42 “Esasen de bir yarayım ben.
Ana rahmine düştüğüm an duyumsadım acıyı…”
Böyle bir cümleyle başlayan bir kitabın, insana sadece bir hikâye anlatması zaten mümkün değil.
Butimar…
bitirmek için değil, eksilmemek için yavaşlatılan bir kitap oldu benim için.
Okumayı bıraktığım anlar bile, aslında ondan kopmak için değil,
içimde bıraktığı hissi kaybetmemek içindi.
Her şey bir rüya ile başlıyor.
Görmeden sevilen,
tanımadan bağ kurulan bir hisle…
Ve o rüyada sevdiğin insana,
bir gün gerçekten kavuşmakla.
İşte bu yüzden anlatılan aşk sıradan değil.
Biraz kader,
biraz sezgi,
biraz da insanın açıklayamadığı o derin çekim.
Öyle bir sevgi ki bu…
okurken insanın içinden şu geçiyor:
“Keşke ben de böyle sevilebilsem.”
Sözlerle değil sadece,
varlığıyla hissedilen bir sevgi.
Ve onun yanında, başka bir bağ daha var.
Adı konmasa da kendini belli eden,
zamana ve yaralara rağmen kopmayan bir dostluk.
Birbirini en başından beri tanıyan,
birbirinin içini bilen insanların bağı.
Okurken ister istemez insan kendine dönüyor:
Böyle bir bağ, böyle bir yakınlık gerçekten mümkün mü?
Ama bu hikâye…
bu duyguların içinde kalmıyor.
Yavaş yavaş değişiyor.
Fark ettirmeden yön değiştiriyor.
Başta içini ısıtan o anlatı,
yerini giderek artan bir karanlığa bırakıyor.
Ve en etkileyici olan şu:
Bu karanlık bir anda gelmiyor.
Sen fark ettiğinde, zaten içindesin.
Arka planda ise bir çağ kapanıyor.
Osmanlı’nın son zamanları…
Rus ilerleyişi…
yerinden edilen hayatlar…
Bir coğrafya çözülürken,
insanın içindeki denge de çözülüyor.
Ve bu çözülüş, en çok seçimlerde kendini gösteriyor.
Bir noktadan sonra anlıyorsun:
Bu bir aşk hikâyesi değil.
Bu, insanın neyi ne uğruna kaybettiğinin hikâyesi.
Butimar ismi de boşuna değil.
İran anlatılarında geçen o efsanevi kuş…
Denizin kıyısında durup suya bakar ama içmez.
Çünkü içersem deniz kurur diye korkar.
Sever… ama dokunmaz.
İster… ama vazgeçemez.
Ve bu hikâyede anlatılan her şey,
tam olarak bu hâlin kendisi.
Kitap sana bir his veriyor.
Seni o hisse alıştırıyor.
Ve tam alıştığını sandığın anda…
onu elinden alıyor.
Kaan Murat Yanık’ın dili ise gerçekten başka bir yerde duruyor.
Bu kelimeler… bu akış…
insanı sadece hikâyeye değil, anlatının kendisine de hayran bırakıyor.
Günümüzden başlayıp geçmişe uzanan ve tekrar bugüne dönen yapısıyla,
hikâye bittiğinde kapanmıyor.
Sadece senden çıkıp, içinde kalmaya devam ediyor.
Butimar, insana neyi sevdiğini değil… neyi feda edebileceğini gösteriyor.