Herkese merhaba.
Bugün Brandenburg ile geldim.
Glenn Meade, benim “ne yazsa okurum” dediğim yazarlardan biri. Bu kitabı da kapağını gördüğüm anda okumalıyım dedim ve gerçekten iyi ki okumuşum.
Tarihi kurgu, komplolar, derin devlet olayları ve gerçek tarihi gelişmelerden esinlenerek oluşturulmuş güçlü bir hikâye var. Polisiye ve gerilim sevenlerin aradığı birçok unsur bu kitapta bir araya geliyor. Yazarın kalemine bir kez daha hayran kaldım.
Kitap farklı ülkelerde geçiyor ve her bölümde yeni karakterlerle tanışıyoruz. Bu durum zaman zaman yoğunluk hissi yaratsa da yaklaşık elli–yüz sayfa sonrasında kurgu oturuyor ve hikâye akmaya başlıyor. O noktadan sonra kitabı elinizden bırakmak oldukça zorlaşıyor. Tam anlamıyla film tadında bir okuma sunuyor.
Paraguay’da yaşlı bir adamın intiharıyla başlayan olaylar, aslında çok daha büyük bir hikâyenin kapısını aralıyor. Ölmeden önce bazı belgeleri yakması ve bir zarfı bir yere göndermesi, merak duygusunu en baştan güçlü bir şekilde oluşturuyor. Ardından Berlin’de bir siyasi aktivistin ve bir gazetecinin öldürülmesiyle olaylar daha da karmaşık bir hâl alıyor.
Bu ölümler arasındaki bağlantıyı araştırmak için sahneye Joseph Volkmann çıkıyor. Elindeki sınırlı ve hasarlı bilgilerle gerçeğin peşine düşen Volkmann, İtalya limanlarından Meksika’daki ıssız çiftliklere kadar uzanan tehlikeli bir yolculuğa çıkıyor. Hikâye zamanla Adolf Hitler dönemine ve II. Dünya Savaşı sonrasına kadar uzanıyor.
Geçmişin karanlık sırlarının günümüze uzanması, kitabın en etkileyici yönlerinden biri.
Benim için başlarda biraz zorlayıcı olsa da devam ettikçe içine çeken, güçlü bir kurguya sahip bir kitaptı. Bu türü sevenler için kesinlikle okunması gereken kitaplardan biri olduğunu düşünüyorum.
*reklamdeğildir