Onun havasında hâlâ ezelî bir gençliğin sırlı taraveti ve etinde her sabah soğuk suyla yıkanan vücutların sertliği vardı. Hele, ağzıyla gözleri eski ferlerinden bir zerresini kaybetmiş değildi. Biraz yoğun gözkapaklarının altından gene o altın suyuna batırılmış billûr parıltıları; kızıl ve etli dudaklarının arasında, gene sağlam ve düzgün dişlerinin o beyaz ateşi...
Hatta bu ağız, zamanla daha olgun bir meyve halini almıştı ve Neşet Sabit, bunun balına henüz doymamıştı. Otuz beşine daha yeni basmış bu genç adamın bu kırklık kadına hummalı bağlılığı, hatta, günden güne artıyordu ve her ikisinin kalbi, aynı boyda iki sütun üstünde duran çift meşaleler gibi, karşı karşıya, yan yana, müsavi bir ateşle yanıyordu.AnkaraYakup Kadri Karaosmanoğlu