9/10
·353 syf.··
2026 19. kitabı
Eleştirileri ve övgüleri üzerinde taşıyan bir isimden ve onun şahane kitabından bahsetmek istiyorum: Mina Urgan. Kitabın ilk sayfalarından itibaren, oldukça dolu bir çocukluk, gençlik, yetişkinlik ve yaşlılık yaşamış birinin izlerine rastlıyoruz. Mina Urgan yalnızca kendi hayatını anlatmakla kalmıyor; aynı zamanda hayata dair beklentilerini, gözlemlerini ve düşüncelerini de okura aktarıyor. Kitap altı bölümden oluşuyor ve her bölüm yazarın hayatının farklı bir dönemine ayrılmış. Bu yapı kitabın hem daha anlaşılır hem de daha akıcı olmasını sağlıyor. Son bölümde ise Mina Urgan’ın kendisine ve çevresine ait bazı fotoğraflar yer alıyor. Bu fotoğraflar, anlatılan hayatın somut birer tanığı gibi duruyor. Burada özellikle yazarın ailesini ayrıca anmak gerektiğini düşünüyorum. Çünkü Mina Urgan küçük yaşlardan itibaren gerçekten “bir aydın gibi” yetiştirilmiş. Evlerinde Verlaine ve Dostoyevski okunuyor; tatiller yalnızca dinlenerek değil, başka ülkelerde sahnelenen tiyatroları izleyerek geçiriliyor. Evin içine edebiyatçılar, ressamlar, siyasetçiler ve sanat dünyasından pek çok isim girip çıkıyor. Böyle bir ortamda büyüyen birinin farklı kişiliklerle hemhal olması da oldukça doğal görünüyor. Ancak burada değinmem gereken bir nokta daha var. Mina Urgan’ın koyu sol görüşlere sahip bir yazar olduğu biliniyor ve çevresindeki insanların çoğu da benzer düşünce dünyasına sahip. Bu durum bazı okurlar için zaman zaman sıkıcı gelebiliyor. Fakat kitap biraz da analiz ederek okunması gereken bir eser. Çünkü aslında Mina Urgan’ın anıları, bir bakıma Türkiye’nin geçmiş yıllarına ışık tutan bir tanıklık niteliği taşıyor. Kitabın bir anı kitabı olması sizi korkutmasın. Bunu, bir büyüğün geçmişe dair hatıralarını ve tavsiyelerini dinlemek gibi düşünmek mümkün. Bu açıdan bakıldığında oldukça keyifli ve samimi bir okuma deneyimi sunuyor. Mina Urgan’ın çevresinin ne kadar geniş ve renkli olduğuna da kitap boyunca sık sık tanık oluyoruz. Evlerine girip çıkan isimler arasında Abidin Dino, Orhan Veli, Behice Boran, Yıldız Kenter ve Genco Erkal gibi önemli kişiler bulunuyor. Hatta yazarın anlattığına göre kendisi bir dönem Atatürk’le dans etmiş biri. Bu anı kitapta da yer alıyor ve okurlar arasında en çok tartışılan bölümlerden birini oluşturuyor. Atatürk’ün küçük yaştaki bir çocuğa içki önermesi ve içirmesi bazı kişiler tarafından oldukça eleştirilirken, bazıları için bu durum büyük bir sorun teşkil etmiyor. Öte yandan Mina Urgan’ın ülkesine karşı duyduğu sorumluluk duygusunu gösteren ilginç bir anı da kitapta yer alıyor. Bir hastalık döneminde Muğla civarında hastaneye yatırılması gerekirken, karantina uygulamasının bölgedeki turizme zarar verebileceğini düşünerek tedavisini evinde sürdürmeyi tercih ettiğini anlatıyor. Bugün baktığımızda bu karar tartışmalı görünebilir; ancak yazarın ülkesini düşünerek böyle bir tavır aldığını söylemek mümkün. Mina Urgan’ın hayatına baktığımızda gerçekten çok zengin bir entelektüel çevre içinde yetiştiğini görüyoruz. Okuduğu okullar, okuduğu kitaplar ve tanıdığı insanlar onu oldukça seçkin bir kültür dünyasının parçası hâline getirmiş. Buna rağmen yaşlılığın getirdiği o geri çekilme hâlini onda pek görmüyoruz. Aksine, Mina Urgan hayatının son dönemlerinde bile oldukça aktif ve düşüncelerini açıkça savunan bir kadın. Beni en çok etkileyen noktalardan biri bu oldu. Yaşlılığa dair konuşurken kendisine acımayan, hayatı tüm gerçekliğiyle anlatan bir samimiyet taşıyor. Üstelik bunu yaparken kullandığı hafif esprili ve sohbet havasındaki anlatım, insanı fark etmeden kitabın içine çekiyor. Kısacası Bir Dinozorun Anıları, yalnızca bir hayat hikâyesi değil; aynı zamanda Türkiye’nin kültürel ve entelektüel geçmişine açılan bir pencere gibi. Türkiye’nin geçmişini, kültür hayatını ve entelektüel çevrelerini merak eden herkesin bu kitaba en azından bir kez şans vermesi gerektiğine inanıyorum.
Edebiyat
Bir Dinozorun AnılarıMina Urgan · Yapı Kredi Yayınları · 202214,3bin okunma
·
37 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.