Bir “kitap” olmaktan ziyade, bir sorgulama kapısı.
Euthyphron, Platon’un en kısa ama en rahatsız edici diyaloglarından biri; çünkü okura doğrudan şu soruyu sorduruyor: İyi olan şey, iyi olduğu için mi Tanrılar tarafından sevilir, yoksa Tanrılar sevdiği için mi iyidir?
Metni okurken kendimi sürekli iki karakter arasında gidip gelirken buldum. Bir yanda kendinden son derece emin, “dindarlığın ne olduğunu bildiğini” iddia eden Euthyphron; diğer yanda ise bilmediğini iddia ederek sürekli sorular soran ve ironinin en belirgin örneğini sergileyen Sokrates.
Burada ironik olan şudur: Hepimiz çoğun, Euthyphron gibi düşünürüz.
“Doğru” dediğimiz şeyleri gerçekten sorgulamıyor muyuz? Ahlaki yargılarımızın kaynağı ne?
Uluslararası literatürde (özellikle analitik felsefe geleneğinde) bu diyalog genellikle “Euthyphro ikilemi” olarak tartışılıyor. Modern etik teorilerde, özellikle ilahi buyruk teorisine yöneltilen eleştirilerde, bu metnin hâlâ merkezi bir rol oynadığını görmek sizi şaşırtmasın. Çünkü burada ortaya konan problem, sadece Antik Yunan’a ait değil; bugün de din, ahlak ve otorite tartışmalarının tam ortasında duruyor.
Sokrates’in yöntemi beni en çok etkileyen şeylerden biri olmuştur hep ve hayatımda uygulamaya çalıştığım bir tartışma metodudur. O, hiçbir zaman kimseye doğrudan doğruya “yanlışsın” demez. Sadece sorular sorar. Ama bu sorular, karşısındakinin zihnindeki en sağlam görünen yapıları bile yıkmaya yeter.
Bu kitap size bir şey öğretmez. Ama bildiğinizi sandığınız şeyleri elinizden alır. Ve belki de felsefenin en doğru yaptığı şey tam olarak budur.
Ayrıca çevirmeni ve yayınevinin de tebrik ediyorum. Müthiş iş çıkararak salt metin yerine açıklamalı bir rehber sunmuşlar bize.
Ek bilgi için kendi makalem: felsefe.gen.tr/sokratik-yontem...