Puan vermedi·208 syf.····Okunma: 02 Nisan 2026 16:50 Bir aşk romanı mı okudum yoksa psikolojik tahlil mi? Her ikisi de var bu kitapta. Philipe, Odile, Isabelle üçlemesinde yaşanan aşklar temelde karakterlerin yetiştirilme tarzları ile doğrudan bağlantılı. Hepimizin mutluluk ve aşk arayışındaki psikolojimizin etkisi gibi.
Temel kavramlar:
Takıntı, kompleks ve saplantılar, çocukluk ve hayaller, aşk, aşk türleri, aldatma, kıskançlık, güvensizlik.
Kitap, iki bölümden oluşuyor. İki bölüme konu olan ana karakter Philippe’tir ve hikâye 1900’lerin başında Fransa’da geçmektedir.
Birinci bölümü Phillipe’in yazdığı mektup i oluşturuyor. Bu bölümde Philippe tüm yaşamını ve Odile ile evliliğini bir mektup şeklinde daha sonra âşık olduğu kadın olan İsabelle’e anlatıyor. İkinci bölüm ise Phillipe’in ikinci eşi Isabelle tarafından yine mektup şeklinde anlatılıyor.
Odile’in André Maurois’nın ilk eşi Janine de Szymkiewic ile, İsabelle’in ise ikinci eşi Simone de Caillavet ile benzerliği ilgi çekicidir.
1909 yılına kadar beraber olduğu hiçbir kadına aşık olmayan André Maurois, Janine de Szymkiewic’e ilk görüşte aşık olur. Janine de Szymkiewic ile karşılaşması André Maurois üzerinde öyle büyük bir etki yaratır ki Janine’nin yanında artık mantığı ön planda tutan, duygularını her zaman kontrol edebilen adam değildir. Odile, onun yansımasıdır. Janine de Szymkiewic ile evlilik yaşantısı, André Maurois’nın anlattığı Odile ve Philippe’in evlilik yaşantısına büyük benzerlik göstermektedir. Janine de Szymkiewic’i Odile gibi çiçek düzenlemekten büyük zevk alır, yüksek bir estetik beğeniye sahiptir. Çiftin Elbeuf’ten Paris’e geldikleri zaman kaldıkları dair romandakine benzer bir şekilde Rue d’Ampére’dedir. Janine de Szymkiewic ve André Maurois, evliliklerinin ilk aylarında mutludurlar ancak aralarında kültür farkı, özellikle entelektüel düzeydeki fark, eşler arasında uyuşmazlıkların baş göstermesine sebep olur. Janine de Szymkiewic Elbuef’teki yaşantıdan sıkılmaya başlar, yazarın ailesine de ayak uyduramaz. Karı koca arasındaki uyuşmazlıklar artar ve ilişkileri, Birinci Dünya Savaşı’nın çıkması, André Maurois’nın orduya katılması ile kopma noktasına gelir. Tıpkı Odile ve Philippe gibi. Sonları ise farklıdır. Janine de Szymkiewic, André Maurois’nın yokluğunda sinir krizi geçirir, savaş ortamında eşinin de yanında olmayışı nedeniyle psikolojik rahatsızlıklaryaşar. Ayrıca ölümcül bir kan hastalığı olan septicemia’ya (kan hastalığı) yakalanır. 1924 yılında Janine de Szymkiewic’in vefatı ile evlilikleri son bulur. Benzerlik Odile’in de Janine’in de ölümüdür bu açıdan.
André Maurois eşinin ölümünü üzerine fabrikadaki pozisyonu tamamen bırakarak Paris’e edebiyat çevresi ile iç içe olmak amacıyla yerleşir. Burada akşamları farklı salonlarda düzenlenen ve geniş bir yazar edebiyatçı kitlesini buluşturan yemeklerde yer almaya başlar. Bu yemeklerden birinde ikinci eşi olacak ünlü yazar Marcel Proust’un yeğeni Simone de Caillavet ile tanışır. Simone de
Caillavet edebiyat ile iç içe büyümüş, Anatole France gibi edebiyatçılar ile çocukluğunu gerçirmiştir. André Maurois ile ortak yönleri bulunması, benzer zevkleri paylaşması nedeniyle iyi anlaşırlar. Simone de Caillavet de André Maurois gibi mutsuz bir evlilikten yeni çıkmıştır ve kendisi gibi edebiyat çevresinden bir insanla mutlu olabilceğine inanmaktadır. Tıpkı İsabelle ile Philippe gibi.
Karakter Analizi:
1- Philippe:
Philippe fabrikatör olan Marcenat ailesinin tek çocuğu olmaktan gurur duyan biri. Gandumas’da bir şatoda oturan aile gelenek ve göreneklerine son derece bağlı ve Philippe de böyle yetiştirilmiş. Sessiz, utangaç yapıda olan baba, içli dışlı olmaktan nefret eder, anne de eşi gibidir. Aile daima mesafeli ve kontrollüdür. Philippe’in çocukluğu kitaplar arasında geçer. Okuduğu bu kitaplardan etkilenen Philippe, lise yıllarında kendisine “ideal kadın” karakteri çizer.
İdeal kadın bir Tanrıça’dır!
Tanrıça olmazsa bir kraliçe!
Bu kraliçeyi bulmayı okuduğu bir kitaptaki şövalyeden esinlenerek aklına koymuş bir kere çocukken. Öyle bir kadın olmalı ki onda olmayan erdemlerle süsleyerek ölümsüz bir kraliçeye dönüşecek. Yüzeysel bir tanıma yeterli. Sevdiği kadının büyüsü, gizemli ve hüzünlü yapısında gizli. Öyle ki sevdiği kadının hayatında etkisini kaybetmemek için tüm yaşamını durmamacasına yenilenen bir zenginlikle doldurarak sevdiğini kendisine bağlamaya çalışıyor. Kim bu kadar çabayla sevdiğini kendisine bağlayabilir ki? Beğenilerini sevdiği kadın için değiştirmek karaktersizleşmek demek değil midir? Karaktersiz ve tamamen aynamız olan birinde ne bulabiliriz? Bunlar özgüvensizliğin yansımaları. Yine de aşk uğruna yapılan hatalarda ilk beşe oynar. Sevileni bir çocuğu nazlar gibi nazlamak da sevdaya dahil midir? Sevilen seni senin onu sevdiğin gibi sevmiyorsa daha da uzaklaştırır oysaki. Amazon, kraliçe, tanrıça arayışının sonu gerçek bir kadınla yüzleşmektir nihayetinde. Oynayamayacağı roller biçerek karşısındaki kadını cisimleştirmektir Philipe’in yaptığı. Mazoşist bir aşıktır Philippe. Mutluluğu acıda arar. Sıkıntıdan bu biçimde, sevdiği kadınların çılgınlıklarıyla kurtulmak gereksinimi zayıf yanı. Biricik uğraşı olan kadınlar yoluyla erişebileceğini sandığı mutlak mutluluğun ardından koşmanın boş bir kovalamaca olduğunun da farkında nitekim.
2-Odile:
Çocuk kadın!
Güzellik ve aşırı süs ile ışıldayan bir melek!
Odile hükmetmek gereksiniminde olan bir insan. Kendi istemini, kendi gerçeğini kabul ettirmek isteyendir. Güzelliği kendine güvenini artırmıştı, bir şey söyledi mi söylediğinin doğru oluverdiğine inanan biridir nerdeyse. Bağımsızlığına düşkündür. Onu değiştirmek isteyen Philippe’e baş kaldırır. Odile, Philippe’in beğenilerine uygundur, zevk sahibidir, güzel giyinir. Davetleri sever. Epey sevimli, güzel, mutlu, çocuksu bir yapısı vardır. Gerçekten de içimizdeki çocuğa nasıl da güzel bir eşlikçi, değil mi? Çocuklar gibi hayalperest, peri masallarına aşık, cesur, açık bir iletişim içinde. Yaptıklarının sonuçlarını da düşünmüyor ki sonunda acı çekiyor ne yazık ki bir çocuk gibi.
3- Isabelle:
İsabelle, kişiliği ve özellikleri ile Odile’e zıt bir karakterdir. Odile’in aksine özgür ve bağımsız olma isteği yoktur, çekingen ve özgüven eksikliği olan bir kadındır. Bu ki zıtlıkları oluşturan etmenler ise ailesi, yetiştirilme tarzı ve kişilik özellikleridir.
Philippe’i gücünden, özgürlüğünden, mutluluğundan yoksun bırakabilme yöntemini bilmesine rağmen Philippe’in korktuğu, o aradığın acılı kaygıyı uyandırmayı bilinçli olarak istemeyen aşık. Kocasını hiçbir kurnazlığa başvurmadan sevmek peşinde. Oysaki Philippe Odile’in ona çektirdiği acıları, İsabelle’e yaşatır. İlginçtir ki Isabelle de mazoşist bir aşık. Çünkü mazoşist kişiye göre boyun eğdiği şeyin gücünü abartılıdır: “Ben hiçbir şeyim, o her şey, onun parçası olmaktan öte bir değerim yok”. Öte yandan zamanla bu mazoşist aşk yerini gerçek bir sevgiye bırakıyor. Romantik aşkın aksine sevdiğini zamanla iyice tanıyıp onun iyiliği için adanmayı da barındırıyor. Edebiyat ve müzik ile bağlanıyor yolları. Bu arada Isabelle çocukluğuna inip incelendiğinde katı bir disiplinle yetiştirildiği, mutsuz ve yalnız bir çocukluğunun olduğu, diplomat bir ailenin iyi eğitimli ama özgüveni kırılmış, yetersiz ve değersiz hisseden kızı olduğu görülür.
Dikkatimi çekenler:
Kitapta Philippe ve İsabelle’in oğulları Alain’ın adının yazarın hayran olduğu lisedeki felsefe hocasının adı olması da manidardı.
Philippe’in her zor anında ailesinin ün ve toprak sahibi olduğu topraklara, köklerine dönmesi “güvenli alan” vurgusu ile güzel bir psikolojik göndermeydi.
Philippe ve Odile aşkının başlangıç noktasının bir “tatil anı” olması da ilginçti. İnsanlar, tatilde genellikle farklı bir kişiliğe bürünürler. Philippe, çalışma hayatının yorgunluğunu atmak için gittiği tatilde onu çocuksulu heyecanıyla etkileyen Odile’e aşık olur.
“Gizem” aşkın en büyük odunu sanırım. Philippe, Odile’den sıkılacakken ondaki gizem ayrılmaz bir bütün olmasını sağladı Odile hayalinin. Isabelle, ne zaman gizemli bir hal içinde oldu o zaman Philippe heyecanlanmaya başladı. Kişiden çok kişilerin etkisi ön planda.
“Aldatma” konusu da ilginçti. Philippe ve Odile, ona çok bağlanan ve artık kendisine ait olarak gördüklerini aldatıyorlar. Biliyorlar ki aldatılan bunu kabul edecek. Odile Philippe’i, Philippe Isabelle’i aldatıyor bu yüzden. İsabelle ise, “öğrenilmiş çaresizlik” yaşıyor. Aldatıldığını biliyor ancak toplumsal normlar ve bilinçaltı ona göz yummasını söylediği için kabulleniyor. tükenmiş bir kadına dönüşüyor ama bunu “aşk” adı altında mantığa bürüyor ne yazık ki.
Son söz: (SAPLANTI)
İnsan gerçekten seviyorsa, sevdiği varlıkların yaptıklarına fazla önem vermemeli. Onlara gereksinimimiz vardır; yalnız onlar bizi vazgeçemeyeceğimiz bir ‘iklimde’ yaşatabilirler.