Elena Ferrante yazdığı için mi sevdim yoksa her türlü sever miydim? Bilmiyorum.
.
İlk yarı su gibi aktı ama tam yarısında Olga’nın adeta kaybolduğu, hayal ile gerçek arasında savrulduğu yerde biraz tıkandım. Oğlunun ve köpeğinin eş zamanlı hastalığı, Olga’nın bir türlü doğru hamleleri yapamaması nefesimi kesti …Biraz ara vermek istedim. Adeta boğdu beni, ama bu sayfaları geçince yine aktı .Sanki kitaba be Olga’nın hayatına güneş doğdu
.
15 yıllık evliliği , eşinin aniden ayrılmak istemesiyle biten Olga , iki çocuk ve bir köpekle ne yapacağını bilemez bir halde kalıverir.Üstelik kocasını sevmekte eve döneceğini ummaktadır. Ancak ihanete uğradığını ve kadını eski komşuları , 20 yaşındaki Carla olduğunu öğrenmek onu büyük bir zihinsel ve duygusal karmaşaya sürükler.
.
Beni en çok sarsan Olga’nın yalnızlığıydı.Bir de aslımda bir ilişki sırasında kendimizi ya da eşimizi ne kadar tanıdığımızı bilmiyor oluşumuz.Hangi yüzümüzü gösteriyor , neleri gizliyoruz acaba? Örneğin kibar ve sakin Olga’nın ayrılık haberiyle birlikte kullandığı argo dil çok rahatsız ediciydi.
.
Bir de çocuklarıyla ilişkisi inişli çıkışlı , yorucu , kaygı vericiydi.
.
En sevdiğim, etkilendiğim yer ise Carrano ‘nun sahnede devleştiği , mütevazı tavırlarının altına gizlediği müzisyenliği ile Olga ‘yı büyülemesiydi .
.
Mesleki anlamda Olga’nın yazma çabası içinde olduğu görülüyor .Ne kadar ilerledi bilemem ama 3 dile hakim olması sayesinde bulduğu iş çok iyi oldu doğrusu
.
Velhasıl sevdimElena Ferranta kitapları sıralamamda Napoli Romanları ve Karanlık Kız’dan sonra üçüncü sıraya oturdu
.
Yer yer depresif ve tetikleyici olsa da ( özellikle çocuklarının bakımını tek başına üstlenen anneler için) sevgiyle tavsiye ediyorum