[7.BÖLÜM]:Burası Muz Cumhuriyeti mi kardeşim?
Manavdan, pazardan, marketten aldığımız; tezgahların parıldayan sarı süperstarları vardır ya… Hani o bildiğiniz markalar … Chiquita, Dole falan. Kimisi sıkı bir fitness antrenmanı öncesi spor çantasına atar; bilir ki kaslar çalışmaya ancak ve ancak bir muzla ikna olur. Kimi evhamlı anneler sabah telaşında çocuğun beslenme çantasının içine koyar. — “çocuğumu tok tutsun, kuvvet versin, eh az biraz da matematik dersinde zihni daha açık olsun” diye. Takma dişi olanlar bile gönül rahatlığıyla yer; lakin bu meyveyi yemek kimseyi yormaz, kimseyle kavga etmez; ne dişi zorlar, ne de mideyi yorar, ince düşüncelidir; yiyene nazik davranır. Kimi televizyon karşısında sessizce, kimisi de etrafı umursamadan şapur şupur yer. Üstelik sadece karnı da doyurmaz, küçük bir moral takviyesidir; serotonin üretir, ruh halini en dipten alır usulca yukarı çeker. Antik Yunan dönemindeki septik filozoflardan birinin sözünü anımsatır: "Hiçbir şey olmasa bile kesinlikle bir şeyler oldu ama fark edemedik" hissi verir. Yalan yok — ben de muz görünce fazla direnemem.
İşte o afiyetle yediğimiz, bizde her daim hoş bir intiba bırakan bu leziz meyve, Latin Amerika kıtasında büyük bir acının, kolektif hafızalara kazınmış büyük bir trajedinin sembolü sayılır. “Acıyı bal eyledik” diye söylenir ya hep… Bu sefer balı (muzu) acı eyledik dedirtmiştir, Latin Amerika kıtasının güzel insanlarına. Muzun trajik bir hikâyesidir: United Fruit CompanyUnited Fruit Company’nin kuruluşu: 1899’da Boston Fruit Company ile Tropical Trading and Transport Company’nin birleşmesiyle kurulur. Ana ürün muz ticareti üzerine başlayan ticari faliyeti zamanla siyasi eksene kayar. 1920’lerden itibaren şirket, Orta Amerika’daki hükümetlerle yakın ilişkiler kurar. 1954’te Guatemala Devlet Başkanı Jacobo Arbenz Guzmán, şirketin topraklarını kamulaştırma girişimi (toprak reformu), United Fruit’in çıkarlarını tehdit edince CIA destekli bir darbeyle hükümet devrilir. Bu olay ile birlikte şirketin emperyalist etkilerinin sembolü haline gelir, sıradan bir meyve tedarikçisi iken zamanla ülkelerin ve kıtaların kaderi üzerinde belirleyici büyük bir siyasi güce sahip küresel bir endüstri gücü haline gelir, United Fruit Company.
Kolombiyalı muz işçileri, uzun çalışma saatleri, kötü – sağlıksız çalışma koşulları, düşük ücretler ve sosyal güvencesizlik gibi sebeplerle 1928 yılında greve gider. Ancak ABD hükümetinin Latin Amerika coğrafyasındaki ticari-siyasi bir kolu olan United Fruit Company’nin varlığı, ABD çıkarları adına korunmalıdır. Şayet grev uzarsa ve bu firmanın mülkiyet hakları tehdit edilirse ABD askeri müdahalede bulunacağını Kolombiya Hükümetine bildirir ve bu baskılar sonucunda meydanda toplanıp barışçıl protesto eylemi yapmakta olan yüzlerce muz işçisine , hem de kendi ordusu - Kolombiya ordusu - tarafından toplu bir katliam yaptırtılarak silahlarla taranıp öldürtülürler. Katliamın boyutu o kadar büyütür ki hükümet içerdeki tepkilerden çekinmeye başlar, ölü rakamları düşük gösterilmeye çalışılır; net sayı verilemese de bu katliamda yüzlerce işçinin öldüğü tahmin edilir. Meydanda o kadar çok ceset vardır ki cesetler tek tek değil topluca gömülmek zorunda kalmış hatta gömülemeyenlerden bazılarının denize bile atıldığı olmuştur. Yetkililer böyle bir katliamın yaşandığını inkâr ederler: Aynı Yüzyıllık Yalnızlık romanında da aynısı yaşanmış bu gerçek olayın birebir orijinal haliyle konu edildiği gibi: "Macondo'da hiçbir şey olmadı. Bugüne kadar olmadığı gibi bundan sonra da olmayacak." der yetkililer. Ardından yağmur başlar ve dört yıl, on bir ay, iki gün boyunca aralıksız süren yağmur tarihin ve belleklerin tamamını bulanıklaştırır. Bu yağmur, romanın 3. bölümdeki uykusuzluk hastalığı salgınını hatırlatmaktadır ki o da yetkililerin üstünü kapattıkları başka bir skandalın; Kolombiyalı yerlilerin tarihinin hasıraltı edilmesinin bir sonucudur.
Hakettikleri insani bir geçim ücreti edinme, dinlenme ve sağlıklı çalışma koşulları talep eden işçilerin toplu eylemlerine karşı ordu tarafından yüzlerce işçinin öldürülmesinde payı büyük olan bu firma, tarihin kirli sayfalarına Masacre de las Bananeras (Muz Katliamı) ile geçmiştir artık. Halk belleğinde bıraktığı derin bu toplu işçi katliamının travmasının bir yansıması olarak Gabriel Garcia Marquez, Yüzyıllık Yalnızlık romanında bu sahneleri, canlı bir şekilde işlemiştir. İşte o meşhur ‘’Burası Muz Cumhuriyeti mi kardeşim?!’’ sözünün çıktığı zemin, bu tarihi olaydır; Muz Katliamı Olayı (1928). Dünyanın herhangibir yerine gidip Muz Cumhuriyeti ifadesini kullandığınızda herhangi bir ülkenin vatandaşı bunun ne demek olduğunu çok iyi bilir. Bir katliamdan doğup ünü tüm dünyaya yayılan o meşhur trajik ifadedir: Muz Cumhuriyeti (Banana Republic)Muz Cumhuriyeti (Banana Republic) kavramı, sadece Latin Amerika’nın 20. yüzyıldaki tarihini ve ABD ile olan ilişkilerini anlamak için kilit bir rol oynamaz; zamanla dünya siyasetinin literatüründe de kendine kalıcı bir yer edinir: Muz Cumhuriyeti ifadesi, aynı zamanda ekonomik olarak dışa bağımlı, siyasi olarak istikrarsız ve genellikle dış güçlerin (özellikle ABD’nin) güdümünde olan ülkeleri tanımlamak için de kullanılan bir kavramdır. Muz meyvesi, her ne kadar şekli ve dik duruşu itibariyle diri ve güçlü bir iktidarı çağrıştırsa da bu tarz devletler de aynı muz gibi zamanla gevşeyip yumuşar ve çürür. Kurumları yozlaşarak çürüyen, dış baskılara kendini açık hale getiren, demokrasiye ve halkına hizmet etmek yerine çıkar ilişkilerinin egemen olduğu sistemin çürüyüp gevşemesi ve erimesiyle iktidarsızlaşan bir devlet metaforu (çürüyen muz) gibi de durmaktadır. Bu yüzdendir ki bu kavram, küresel kapitalizmin sert bir eleştirisi olarak da kendine yer edinir.
Muz Cumhuriyetleri’nin belli başlı özellikleri mevcuttur:
Ürün yelpazesi geniş değildir. Temelde 3-4 ürün ticarete hakimdir. Latin Amerika ülkelerinde olduğu gibi (muz, kahve, kakao, şeker kamışı). Bu ürünleri tekeline almış olan yabancı şirketler, o ülkenin hükümetine doğrudan müdahalede bulunabilir, arzu ettiği tüm siyasi kararları kendi menfaati adına süratle aldırabilir. Sadece tarımsal ürünlerine de değil maden yataklarına kadar da gerekirse o ülkenin meclislerinde yine kendi menfaatleri doğrultusunda kararlar bile aldırtabilir, o ülkenin yerüstü ve yeraltı tüm kaynaklarını kolaylıkla sömürebilir, doğasını dilediği gibi talan edebilir. Hatta bu doğa katliamı gerçekleştirildiği esnada o ülkenin kolluk kuvvetleri, bu doğa talanının rahatça gerçekleştirilebilmesi adına o yabancı şirketlere güvenlik ve koruma bile sağlarlar.
Böylesi bir siyasi etkiye ve güce sahip küresel tekelci yabancı şirketler, genellikle o ülkenin siyasetçileriyle tamamen duygusal (!) dosthane ilişkilere sahiptir. Kamu yararı değil maddi hırsların kamçıladığı kişisel menfaatler gözetilmektedir. Muz Cumhuriyetlerinde genelde siyasi istikrarsızlık sağlanır ve halkı kutuplaştırıcı söylemler basına servis edilir. Aynı çatı altında birleşmiş bir barışık halk yerine ayrışmış ve birbirine kin güden bir çift kutuplu toplum yapısı istenilir. Bu tarz gevşek yapılı ülkelerde darbeler, iç çatışmalar ve sürekli değiştirilen kukla hükümetlere sıklıkla rastlanır.
Muz Cumhuriyetleri haklarının en çok yakındığı konuların en başında Yolsuzluk ve Hiperenflasyon gelmektedir. Halk arasında çarşıda pazarda gezinirken İspanyolca ‘’El dinero no tiene valor’’ (paranın bir değeri kalmadı…) ifadesi sıklıkla işitilir.
Muz Cumhuriyeti Olarak Görülen Bazı Ülkeler:
- Honduras (terimin doğrudan esin kaynağı)
- Guatemala, Kolombiya (özellikle United Fruit Company döneminde)
- Kosta Rika
- Nikaragua
- Ekvador
Peki bu meşhur firma United Fruit Company nereye kayboldu?
Hiçbir yere kaybolmadı. Sadece dükkanın tabelası değişti. Nasıl mı?
1970’te United Fruit Company, AMK Corporation ile birleşerek United Brands Company oldu. Daha sonra isim değiştirerek Chiquita Brands International adını aldı. Chiquita Muz’u da hepimiz gayet iyi biliyoruz sanırım :) Yüzyıllık Yalnızlık ise bu firmanın kasabaya gelişi, BURAYA DİKKAT >> ‘’Sarı Renkli Bir Tren’’ << ile gerçekleşir. Muz’a has bir renk olan Sarı** rengi ile United Fruit Company’e dolaylı bir gönderme yapmış, Sarı Tren’i güçlü bir metafor olarak kullanmıştır usta kalem, Gabriel Garcia Marquez .
Romanda elbette United Fruit Company olarak adı direkt zikredilmez. Ancak Kolombiya tarihini bilenler, çok iyi bilirler ki Gabriel Garcia Marquez, Yüzyıllık Yalnızlık ’ta tam da bu şirketten bahsetmektedir. Aynı gerçek yaşanmış hayatta olduğu gibi çokuluslu bir meyve şirketi kılığına bürünen bu firma, muz ticaretini tekeline alır, gemilerini ve demiryollarını köye getirip Macondo'nun ekonomisini ve kültürünü tamamen değiştirirler. Şirketin uygulamaları sonucunda aynı 1928 yılında yaşanan Muz Katliamı öncesindeki gibi tarla işçileri greve gider, böylece merkez devlet harekete geçer, ordu kasabaya gelince üç bin işçi, aileleriyle birlikte kurşun yağmuruna tutulur, meydanda topluca katledilir.
Romanda Marquez’in okurlarının zihninde sıcak tutmak istediği şey, bellek temasıdır. Hep denir ya, tarihini tanımayanlar aynı tarihi tekrarlamaya mahkûmdur; tarih tekerrürden ibarettir diye. Yüzyıllık Yalnızlık'ın omurgasını oluşturan temalardan biri de budur. Romanın bütününe bakıldığında, merkezindeki tarihi olay, tartışmasız, Macondo'daki muz işçilerinin Kolombiya devletinin ordusu tarafından çokuluslu muz şirketinin hissedarları adına katledilmesidir. Yüzyıllık Yalnızlık, dozajı çok yüksek bir kapitalizm ve emperyalizm eleştirisi romanıdır ve Gabriel Garcia Marquez, kapitalizm ve emperyalizm canavarlarının tam da karşısına dağ gibi duran AURELIANO’yu dikmiştir.
Sonraki bölüm ▷ #300917958