Bu kitap aslında bir şiir kitabından fazlası. Başındaki biyografik ve analiz kısmı, yazarın nasıl bir dönemin içinden geçtiğini anlamanı sağlıyor. II. Dünya Savaşı’nın ortasında, insanların birbirine yaptıklarının sıradanlaştığı bir ortamda yazılmış. O yüzden daha en baştan, okuyacağın şeyin hafif olmayacağını hissediyorsun.
Şiire geçtiğinde ise bu his direkt oturuyor. Okurken dışarıdan izliyormuşsun gibi değil, sanki o anın içindeymişsin gibi ilerliyor. Anlatılanlar sadece acıyı göstermekle kalmıyor, insanın içten içe nasıl çözüldüğünü de hissettiriyor. Ama en çarpıcı olan şey, şiddetin kendisi değil; onun ne kadar normalleşmiş olması. İnsanların sayıya dönüşmesi, ölümün sıraya girmesi… burada asıl kırılan şeyin insanlık olduğunu fark ediyorsun.
Bu kitap kolay okunan bir metin değil. Zaten okurken rahat ettirmek gibi bir amacı da yok. Yer yer durup düşünmek istiyorsun ama bir yandan da devam ediyorsun. Bitirdiğinde elinde sadece bir şiir kalmıyor; insanın neye dönüşebileceğine dair ağır bir düşünce kalıyor.