·224 syf.····Okunma: 26 Şubat 2026 00:00 Hikaye isimsiz baş karakterimizin Sumire’ye duyduğu platonik aşk etrafında döner. Sumire, dünyaya karşı mesafeli, yazmaya tutkulu, dağınık bir ruhtur. Hayatı, soğukkanlı bir kadın olan Miu ile tanıştıktan sonra yön değiştirir. Bu değişim kimliğinin, arzularının ve gerçekliğin bütünüyle değişmesidir. Sumire, Miu’ya karşı derin bir çekim hisseder, fakat bu duygu karşılık bulmaz; en azından alışılmış şekilde. Miu’nun iş teklifiyle birlikte Sumire, yalnızlığından çıkar ve onun dünyasına dahil olur. İkili, iş için Avrupa’ya gider ve Yunanistan’daki küçük bir adada kalmaya başlar. Tam burada, gerçek ile düş arasındaki çizgi bulanıklaşır. Sumire bir gece ansızın ortadan kaybolur. Ne bir iz vardır ne de açıklama. Bunun üzerine anlatıcı, adaya giderek bu kayboluşun ardındaki gerçeği anlamaya çalışır. Miu’nun geçmişi, özellikle gençliğinde yaşadığı tuhaf ve sarsıcı bir olay, romanın en kritik noktalarından birini oluşturur. Bu olay, onun duygusal olarak ikiye bölünmüş gibi yaşamasına neden olmuştur. Sumire’nin kayboluşu da bu kırılmanın bir yansıması gibidir; sanki o da başka bir gerçekliğe geçmiştir. Anlatıcı, somut bir cevap bulamaz, ancak Sumire’nin yokluğu onun iç dünyasında derin bir boşluk yaratır.
Sonu okuyucunun hayal gücü ve takdirine bırakılmıştır, romanlarda sevmediğim bir düşünme yüküdür.