Kuşkusuz hepimiz geçmişimizle, kendimizin bulduğu ya da bizim için bulunan öykülerimizle varız, her şeyi bugün kadar yanında yanımızda taşıyacağımızı biliyoruz, belki bizim arkamızdan ‘onun bir öyküsü yoktu’ diye konuşamayacaklar, gün doldurur gibi yaşayıp çekip gitmeyeceğiz bu dünyadan, ama hep aynı acıyı da sürekli bir yük gibi omuzumuzda taşıyamayız, gücümüz yok, kaldıramayız. Bazen hayatı, yaşadıklarımızı sadece eski bir şarkıyı özler gibi özlesek ve çok sevdiğimiz bir plak gibi özenle tozunu alıp pikaba yerleştirsek.
Bizim Büyük Çaresizliğimiz; dostluk, aşk ve kayıp etrafında şekillenen sakin ama derin bir anlatı sunuyor. Hikaye, geçmişin tam anlamıyla geride kalmadığı, anıların insanın hayatına sürekli geri döndüğü fikri üzerine kuruluyor. İnsanların yaşadıklarını geride bırakabildiğini sanmasının bir yanılsama olduğu, bazı duyguların zamanla silinmek yerine tekrar tekrar ortaya çıktığı hissi güçlü biçimde veriliyor. Aşkın, insanın geçmişini yeniden yazdıran ve tesadüfleri bile anlamlı hale getiren bir güç olduğu vurgulanıyor. Aynı zamanda ilişkilerin kırılgan yapısı, yakınlık ile uzaklık arasındaki ince çizgi ve insanların birbirine tamamen ait olamamasının yarattığı eksiklik anlatılıyor. Hayatın tekrar eden döngülerle ilerlediği, bu tekrarların hem teselli hem de yük olduğu düşüncesi öne çıkıyor. Kitap, sade görünen anlatımının içinde büyük duygusal yoğunluk taşıyan bir melankoli kuruyor.