Bir zamanlar tanrıların ölümün zıttı olduğunu düşünmüştüm ama artık her şeyden daha ölü olduklarını görüyorum çünkü hiç değişmiyorlar ve hiçbir şeyi ellerinde tutamıyorlar
Bu kitaba şu zamana kadar inceleme yazmadığıma inanamıyorum. Aslında bilinçli olarak beklettiğim bir incelemeydi, bazı şeyleri sindirebilmek istemiştim ama artık zamanının geldiğini düşünüyorum çünkü kitabı bitirişimin üzerinden yirmi bir gün geçse de ben bu kitabın bittiğini kabullenemiyorum. Bugün de Kirke'ye olan özlemim nüksedince hakkında konuşmak istedim.
Her ne kadar herkese her şeyi her detayıyla anlatmak istesem de spoilersız bir inceleme olacaktır.
Bu kitabı okumadan kısa bir süre önce de Akhilleus’un Şarkısı kitabını okumuştum (incelemem #295541946) ve ona benzer bir biçimde yazar yine mitlerde geri planda kalmış ve hak ettiği kadar konuşulmamış bir karakteri merkeze alıyor. Helios'un kızı Kirke'nin hayatını çocukluğundan itibaren bütün detaylarıyla okuyoruz ve birçok mitolojik karakter tanıyor, olaylara şahitlik ediyoruz.
Benim için yalnızca bir mitolojik anlatıdan ibaret değildi asla. Bireyin kendini keşfetme sürecine ait derin bir metindi. Kirke'nin dışlanmışlığını, yalnızlığını zamanla güce ve bağımsızlığa dönüştürmesine şahit oluyoruz.
O kadar gerçek hissettiren bir kitap ki gerçekten Aiaie'de bulunuyorsunuz. Her duygu iliğinize kadar ulaşıyor her gerçek yüzünüze tokat gibi çarpıyor. Hani sizi alıp duvardan duvara vuran kitaplar olur ya bu kitap beni alıp dağlardan denizlere vurdu.
Aslında Akhilleus’un Şarkısı ile birlikte yunan mitolojisine giriş yaptığımda kitap bana mitleri “ahlak filtresiyle” okumamayı öğretmişti ve bu kitapta da bunu tekrar anladım. Çünkü bu dünyada doğru-yanlış çizgisi bizim düşündüğümüz kadar net değil. Bu da kitabı daha gerçek ve daha anlaşılır yapıyor.
Yazarın yazım diline tek bir söz söylemeye layık hissetmiyorum zaten kendimi. Edebi haz duygusunu da buram buram hissettim.
O kadar güzel ve o kadar özlediğim bir okuma deneyimi oldu ki... Gözüm kapalı öneriyorum.