Çalıkuşu denilince birçoğumuzun aklına hemen Feride ile Kamran’ın o meşhur, yarım kalan ve hüzünlü aşk hikayesi gelir. Ancak kitabı okuduğunuzda fark ediyorsunuz ki Reşat Nuri, o romantik örtünün altına koca bir Anadolu gerçeğini saklamış. Bu roman aslında kalbi kırık genç bir kadının kaçışından çok; idealist bir kadın öğretmenin cehaletle, yoksullukla ve önyargılarla tek başına ettiği mücadelenin destanı.
Feride’nin günlüğünden okuduğumuz için olaylara onun o deli dolu, samimi ama bir o kadar da yaralı penceresinden bakıyoruz. Kitabın dili bir Türk klasiğine göre o kadar akıcı ve sıcak ki, Gülbeşeker'in o acı tatlı serüvenine kapılıp sayfaların nasıl aktığını anlamıyorsunuz. Anadolu'nun tozlu yollarında, köhne mekteplerinde gencecik bir öğretmenin dedikodulara ve zorluklara rağmen ayakta kalma çabası bugün bile insana inanılmaz bir ilham veriyor.
Sadece Tiyatroda veya ekranlarda izleyip konusunu bildiğini sanan herkesin muhakkak o sayfalardaki gerçek Feride ile tanışması gerek. Bizi hem hüzünlendiren hem de içimizi umutla dolduran, altı çizilecek satırlarla dolu, tam anlamıyla ölümsüz bir eser.