Ali Şeriati ’nin İnsanın Dört Zindanı eseri, kısa ama etkisi uzun süren metinlerden biri. Zaten eser, yazarın konferanslarının derlenmiş hâli olduğu için dili oldukça sade, doğrudan ve vurucu. Bu yönüyle kitap, okuyucuyu yormadan düşünmeye sevk ediyor. Bana göre eserin en güçlü taraflarından biri de tam olarak bu: Gereksiz uzatmalara girmeden, meseleyi özünden yakalayıp okurun zihninde geniş bir tartışma alanı açması.
Eserin kısa olması bir eksiklik değil, aksine bir avantaj. Çünkü Ali Şeriati, bu kitapta detaylı analizlerden ziyade bir farkındalık oluşturmayı hedefliyor. Sosyolojik, psikolojik ve felsefi açıdan oldukça yoğun bir içeriğe sahip olmasına rağmen akıcılığını hiç kaybetmemesi de eseri değerli kılan bir diğer unsur. Zaten Şeriati, bir İslam sosyoloğu olarak insanı ve toplumu anlama konusunda derin bir perspektife sahip. Bu bağlamda onun Dine Karşı Din gibi eserleri de düşünce dünyasını anlamak açısından oldukça önemli.
Kitapta temel olarak insanın dört farklı “zindan” içinde yaşadığı fikri işleniyor. Bu zindanlar aslında insanın özgürlüğünü sınırlayan dört temel alanı temsil ediyor.
İlk olarak tabiat zindanı ele alınıyor. İnsan, doğanın bir parçası olarak onun kurallarına bağlıdır. Açlık, susuzluk, fiziksel sınırlar ve doğanın dayattığı koşullar insanı belirli bir çerçevede tutar. Ancak Ali Şeriati’ye göre insan, bilim ve teknoloji sayesinde bu zindanı aşma potansiyeline sahiptir. Doğaya tamamen hükmetmek mümkün olmasa da onu anlamak ve kontrol altına almak, insanı bu zindanın sınırlarından bir ölçüde kurtarır.
İkinci zindan tarih zindanıdır. İnsan sadece bugünün değil, geçmişin de bir ürünüdür. Dilinden kültürüne, düşünce yapısından davranışlarına kadar birçok unsur tarihsel birikimin sonucudur. Bu durum insanı farkında olmadan belirli kalıpların içine hapseder. Şeriati’ye göre bu zindandan kurtulmanın yolu, tarihi bilmekten ve onu doğru yorumlamaktan geçer. Tarihi sadece öğrenmek değil, onu analiz etmek ve bugünü anlamada bir araç olarak kullanmak gerekir.
Üçüncü zindan ise toplum zindanıdır. İnsan, içinde yaşadığı toplumun normları, değerleri ve beklentileri doğrultusunda şekillenir. “Toplum ne der?” düşüncesi, bireyin özgünlüğünü bastırabilir. Örneğin bir insanın inancı, yaşam tarzı ya da düşünceleri çoğu zaman doğduğu çevre tarafından belirlenir. Bu noktada Ali Şeriati, sosyolojik bilincin önemine dikkat çeker. İnsan, toplumu tanıyıp analiz edebildiği ölçüde bu zindanın farkına varabilir ve ondan sıyrılabilir.
Dördüncü ve en zor zindan ise benlik zindanıdır. Bu, insanın kendi iç dünyasıyla ilgilidir. Korkular, arzular, hırslar ve zaaflar insanı en derinden kuşatan unsurlardır. Diğer zindanlar dışsal gibi görünse de bu zindan tamamen içseldir ve kaçılması en zor olanıdır. İnsan çoğu zaman kendi nefsinin esiri olur. Bu yüzden Şeriati’ye göre gerçek özgürlük, insanın kendisiyle yüzleşmesiyle mümkündür. Kendi benliğine karşı durabilen, onu sorgulayabilen ve gerektiğinde ona karşı çıkabilen insan, bu zindanı aşabilir.
Eserin en dikkat çekici noktalarından biri de bu dört zindandan kurtulma yollarının farklı olmasıdır. Bilim ve teknoloji, insanı tabiat zindanından; tarih bilinci, tarih zindanından; sosyolojik farkındalık ise toplum zindanından kurtarabilir. Ancak benlik zindanına gelindiğinde işler değişir. Burada sadece akıl ve mantık yeterli değildir. Şeriati’ye göre insanın kendini aşabilmesi için daha güçlü bir motivasyona ihtiyacı vardır. Bu noktada devreye inanç girer. Din, insanın kendi benliğini aşmasında ve daha yüksek bir anlam arayışına yönelmesinde önemli bir güç olarak ortaya çıkar.
Tam da bu noktada şunu da eklemek gerekir ki Ali Şeriati’nin bu eserindeki fikirleri ve ortaya koyduğu dört zindan yaklaşımı, tartışmaya oldukça açıktır. Nitekim bu düşünceler hem yoğun eleştiriler almış hem de birçok kişi tarafından güçlü bir şekilde benimsenmiştir. Bu eseri daha iyi anlayabilmek ve farklı bir perspektiften değerlendirebilmek için Lütfi Bergen ’in İnsanın Beşinci Zindanı adlı eserini de okumak oldukça faydalı olacaktır. Bergen bu eserinde, Şeriati’nin ortaya koyduğu dört zindanı eleştirel bir bakışla yeniden değerlendirir ve “beşinci zindan” kavramını ortaya koyar. Bu yönüyle iki eser birlikte düşünüldüğünde, okuyucuya çok daha geniş ve derin bir bakış açısı kazandırır.
Sonuç olarak İnsanın Dört Zindanı, hacmi küçük ama etkisi büyük bir eser. Okuyucuya doğrudan cevaplar vermekten ziyade, onu düşünmeye zorlayan, kendi hayatını ve sınırlarını sorgulatan bir kitap. Ali Şeriati bu eserinde adeta şunu söylüyor: İnsan, dış dünyadaki zincirlerinden kurtulsa bile kendi içindeki zincirleri kırmadan gerçek anlamda özgür olamaz.
Bu yönüyle kitap, sadece okunup geçilecek bir metin değil; üzerinde durulması, sindirilmesi ve hatta zaman zaman tekrar dönülmesi gereken bir düşünce kapısı aralıyor.