Selma Hanım, ömründe hiç bu kadar taşkın ve coşkun bir gece geçirdiğini hatırlamıyordu. Fakat, o geceden beri de –işte, üç gündür– bir türlü kendine gelemiyordu. Bütün vücudu bir dövüşten çıkmış gibi kırık döküktü. Her kımıldanışında kemiklerinin çıtırdadığını duyuyordu ve aynada yüzüne uzun uzun bakmadan korkuyordu. Sanki, birdenbire on yıl daha ihtiyarlamıştı. Burnunun iki tarafından ağzının köşelerine doğru inen iki çizgi birdenbire bir eski bıçak yarasının izleri gibi derinleşip katılaşıvermişti.
Gözlerinin alt kapakları iki minicik kese halini almış ve yıldan yıla yüzünün eski ifadesini değiştiren yanaklarının iki yandan aşağı doğru hafif sarkışları, artık, en dikkatsiz göze çarpacak kadar keskinleşmişti.
Selma Hanım, kendisinin bile görmeye tahammül etmediği bu yüzü, ilk defa olarak bir ayıp gibi saklamak lüzumunu duyuyordu.
AnkaraYakup Kadri Karaosmanoğlu