Zülfü Livaneli’nin Huzursuzluk adlı romanı, adının hakkını sonuna kadar veren, insanın içini sarsan bir eser. Kitap, sadece bir hikâye anlatmıyor; aynı zamanda Ortadoğu’nun acı gerçeklerini, savaşın ve göçün insan hayatında açtığı derin yaraları gözler önüne seriyor.
Hüseyin’in gözünden anlatılan bu hikâyede, özellikle Meleknaz’ın yaşadıkları insanın içine dokunan, hatta zaman zaman nefesini kesen bir ağırlık taşıyor. Livaneli’nin sade ama etkili dili sayesinde olaylar gözünde canlanıyor ve kendini o coğrafyanın içinde hissediyorsun.
Kitabın en güçlü yanı, okuyucuya sadece üzülmeyi değil, düşünmeyi de zorlaması. Kadınların yaşadığı zulüm, savaşın masum insanlara bıraktığı travmalar ve insanlığın bazen ne kadar acımasız olabildiği çok çarpıcı bir şekilde aktarılmış.
Huzursuzluk, okurken seni rahatsız eden ama tam da bu yüzden unutamayacağın bir kitap. Bitirdiğinde içinde bir ağırlık kalıyor; çünkü anlatılanlar kurgu gibi dursa da aslında gerçeğin ta kendisi.