Selma Hanım, gözlerini, duvardan masaya doğru indirdi. İki eli, demin okuduğu kâğıdın üstünde yanyana duruyordu. Derileri pörsümüş, çilli, kuru ve zavallı iki el... İşte, değişen bunlardı; zamanın izleri sade bunlarda idi.
“Bunlar benim ellerim değil. Bunlar kimin elleri?”
Selma Hanım’ın fildişinden lekesiz, beyaz ve avuçlarının içi tozpembe, uzun, ince parmaklı elleri vardı ve onlar, esrarengiz bir seyyale ile canlı idiler. Onları, Neşet Sabit’in saçları arasına her sokuşunda genç adamın sert adaleli vücudu, sanki, bir elektrik cereyanına tutulmuş gibi titrerdi. Selma Hanım, mahzun mahzun gülümsedi:
“Lakin,” dedi; “onun saçları da yer yer dökülüyor, yer yer ağarıyor... O da ihtiyarlıyor...”
AnkaraYakup Kadri Karaosmanoğlu