#JackLondon
#DenizKurdu
#İşBankasıYayınları
"Hayat mı?
Bir mayadır bu; hareket eden bir çamur. Hareket eder, hareket ettikçe de yiyip bitirir. Kendinden küçük olanı yer ki hareket etmeye devam edebilsin. Sonunda büyük olan tarafından yenir ve hareketi son bulur."
"Ben bir kurdum. Dünyada iki tür canlı vardır: Yiyenler ve yenilenler. Ben yiyen tarafta olmayı seçtim."
________________________________
Merhaba kitap dostlarım 🪽
Her satırı insanın iliğine işleyen, ölümsüz kalemlerden biri olan, edebiyatının dev ismi Jack London’ın , o kült eserinden biri olan “DENİZ KURDU ” ile bugün zihninizin sularında bir yolculuğa çıkmaya ne dersiniz??
Bazı başyapıtlar vardır ya hani; zaman geçtikçe, biz olgunlaştıkça demlenen o güzel çaylar gibi damaktaki tadı derinleşen... İşte Deniz Kurdu, her okumada kültürel birikimimize ve yaşam tecrübemize göre bize bambaşka kapılar açan o nadir eserlerden biri
Denizin tuzunu, felsefenin derinliğiyle birleştiren..
Kitap ; bünyesinde müthiş bir macera, olağanüstü bir heyecan , devasa dalgalar , inanılmaz korsanlar, yeni yerler, çatışmalar ,ölenler kalanlar ve fazlasını barındırırken tüm bunların içerisine yedirilmiş müthiş bir felsefeyide o çerçevedeki resmin içine yerleştiriyor
Kitaptaki diyalogların derinliği, psikoloji ve piskolijik tahliller, insan karakterleri, insan karakterlerinin o ruh yapısı ve fazlasıyla..
Haydi o zaman sizlerle birlikte Jack london'ın Deniz kurduna bir dalış yapalım .
Hikayemiz, sadece "Hayalet" isimli fok avcılığı yapan bir gemide değil, adeta insan ruhunun en karanlık ve en aydınlık yanlarının ; "göze göz, dişe diş" dediğimiz o arenada , o varoluş sahnesinde geçiyor..
Bir yanda; hayatı kitaplar ve edebi analizlerden ibaret olup, elini sıcak sudan ,soğuk suya sokmayan, konfor alanından kopup gelen aristokrat Humphrey Van Weyden.
Diğer yanda ise; dünya edebiyatının en sarsıcı karakterlerinden biri olan namı değer "Yürüyen Çelişki" yani Kaptan Wolf Larsen.
Larsen tam bir muamma! Bir bakıyorsunuz kaba kuvvetin ve hayvani bir ilkelliğin vücut bulmuş hali; bir bakıyorsunuz o devasa elleriyle ,kamarasında Shakespeare ve Darwin okuyup hayatın kökenini , yaşamın özünü sorgulayan müthiş bir zeka ...
Üstelik sadece okumakla kalmıyor .. O; bu konuları müthiş bir derinlikle tartışabiliyor da..
Bu karşımızda sadece kaba kuvvetten ibaret bir adam olmadığını, aynı zamanda ise entellektüel bir adam olduğunuda gösteriyor..
Onun dünyasında ve felsefesinde ruh, ahlak veya fedakarlık yoktur. Sadece saf ve rafine edilmiş bir acımasızlık, bir materyalizm vardır..
"Yaşam bir mayadır... Geride en güçlü olan, kalana kadar birbirini yemektir."
Hayat işte.. Bazen tek bir an her şeyi değiştirebiliyor
Tıpkı sıradan görünen bir vapur yolculuğunun, bir anda şiddetli bir çarpışma sonucu , beyefendi kimliği ile o korunaklı dünyasından kopup, Pasifik okyanusunun buz gibi sularında kendini buluvermesinin ardından hayatının o noktadan sonrasında tam bir kabusa dönüşmesi gibi.
Van Wayden kurtarır elbette.. Fakat gelin görünki onu kurtaran kişi, denizden ve denizin vahşi dalgalarından çok daha tehlikeli biridir..
& İşte bu iki zıt kutubun aynı gemide, karşı karşıya gelmesiyle birlikte asıl hikaye başlamış olur
Karakterimiz kendini o gemide hiç de alışık olmadığı bir yaşam içerisinde buluyor..
Narin bir "kitap kurdu" olan Van Weyden, geminin en kirli işlerine zorlandığında sadece elleri nasır bağlamıyor, ruhu da büyük bir sınavdan geçiyor..
Ve İşte tam bu noktada da yumrukların değil; iki farklı dünya görüşünün ,iki farklı felsefenin, kıran kırana çatışması , savaşı başlıyor
Gövde gösterisime dönen bu savaş özellikle kendi aralarında yaptıkları o inanılmaz felsefi tartışmalarda , dialoglarda kendini gösteriyor..
"Ruh ölümsüzdür, fedakarlık vardır ve ahlak gerçektir" diyen Van Waden idealizmi savunurken;
Diğer bir yandan , Wolf larsen ise diyor ki: "Hayır ,bunların hepsi palavra. Bunlar zayıfların uydurması . Evrendeki tek gerçek , saf çıkardır, tek görevin ise kendine karşı olandır."
➜ İşte burada Van Waden'in sancılı ama kaçınılmaz dönüşümü , evrilmesi başlıyor
O cehennemden farksız olan gemi , Van Wayden'in ellerinin nasır bağlamasına, yumruk atmayı öğrenmesine ve en önemlisi ruhunun derinliklerinde yatan o bilmediği gücü keşfetmesine neden oluyor..
➜ Bu değişimi an be an gören ,wolf Larsen ise Van Weyden'de şöyle der :
" Artık babanın bacaklarını onun yanına mezara gönderebilirsin kendi bacaklarını keşfettin"
Tam bu kırılma noktasında ise Jack London ; Deniz Kurdu'nu , edebiyat dünyasında hak ettiği o seçkin yere oturttururken bize şunları sorar :
Gerçek güç nedir
Başkalarını ezmekten ,onlara hükmetmekten gelen o vahşi güç mü
Yoksa o en zor koşullarda bile ahlâki değerlerinden vazgeçmeden ayakta kalabilme iradesi mi
Nasıl bir varlığa dönüşür
KARAR SİZİN