Celile’yi okurken aslında sadece bir kadının hayatını değil, bir dönemin sancılarını da hissettim. Osman Balcıgil’in kalemi yine akıcı ama bu kez daha duygusal bir yük taşıyor gibi geldi bana. Celile’nin güçlü duruşu, aşkları, hayal kırıklıkları ve özellikle bir kadın olarak ayakta kalma çabası beni en çok etkileyen kısımdı.
Nazım Hikmet’in annesi olarak tanınan bir kadının, aslında kendi başına ne kadar derin ve çalkantılı bir hayatı olduğunu görmek şaşırtıcıydı. Aşk uğruna verdiği mücadeleler, toplumun ona biçtiği rolle kendi olmak arasında sıkışması çok gerçek hissettirdi. Yer yer ona kızdım, yer yer hayran kaldım ama en çok da içindeki yalnızlığı hissettim.
Kitap boyunca en çok düşündüğüm şey şu oldu: Bir kadının sanatla, aşkla ve özgürlükle kurduğu bağ neden bu kadar zor olmak zorunda? Celile’nin hayatı bu sorunun cevabı gibiydi.
Genel olarak etkileyici, akıcı ve yer yer hüzünlü bir okuma oldu benim için. Bittiğinde içimde hafif bir burukluk kaldı ama iyi ki okudum dediğim kitaplardan biri oldu.