Gönderi

Gazi, Gazi, Gazi...
Birden, yığında öne doğru bir kımıldanış, bir hamle oldu. Binlerce insan, hep bir ağızdan: “Gazi, Gazi, Gazi...” diye haykırdı. Sarayın, göz kamaştırıcı bir ışıkla gündüz gibi aydınlanmış taraçasına, yanında beş on arkadaşıyla Gazi’nin çıktığı görülüyordu. Gerçi, buna görülmek demek biraz mübalağalı idi. Zira, bu kadar uzaktan, onu ancak şevk ve cuşişten [coşkunluktan] bütün melekeleri yüz misline çıkmış böyle bir halkın bakışı seçebilirdi. Derken havada bir ses duyuldu: “Bayramınız kutlu olsun.” Bu, Gazi’nin mikrofonlardan akseden sesiydi. Yığın, hep bir ağızdan cevap verdi: “Senin bayramın kutlu olsun. Senin bayramın...” Gazi, şimdi, yanındaki arkadaşlarıyla beraber, taraçanın ta ön planına kadar ilerlemişti. Durdu. Uzun bir müddet dalgaları evinin eşiklerini yalayan bu insan denizini seyretti. Sonra, ağızda duran birine eğilip sordu: “Paşam, acaba kaç bin kişi var, dersiniz!” Mikrofonlar, bu sözü de büyülterek etrafa yaydılar. “Ön safta üç dört bin kişi var, zannederim. Fakat, arkadan, muttasıl geliyor, muttasıl geliyor...” Bu sesi tanımamak mümkün değildi. Bu, İsmet Paşa’nın göğüsten gelen sıcak ve dolgun sesiydi. AnkaraAnkara Yakup Kadri KaraosmanoğluYakup Kadri Karaosmanoğlu
Gazi Mustafa Kemal Atatürk
·
8 Gösterim
Yorumlar
Yorum yapabilmeniz için giriş yapmanız gerekmektedir.