·208 syf.··Beğendi
···Okunma: 08 Nisan 2026 19:21 “Tarih, üzerinde uzlaşılan bir masaldır.”
Napolyon Bonapart’a atfedilen ve kitabın anlatmak istediği düşünceyi vurgulayan bu söz, kazanan tarafın gözünden tarihin yeniden yazılabileceğini; dolayısıyla gerçeklerin tahrif edilebilir, saptırılabilir olduğunu ifade eder. Daniel Quinn, Dachau’dan Sonra romanında alternatif bir tarih kurgusu yaratır. Buna göre II. Dünya Savaşı, Nazi Almanyası’nın zaferiyle sonuçlanmıştır. Doğal olarak bu yeni tarih, totaliter yapının güdümünde şekillenmiş ve yazılmıştır.
Romanın ana karakterlerinden biri olan Jason Tull, zengin ve beyaz bir Amerikalıdır. Kimsenin garipsemediği gerçek ise, dünya “ari ırk” politikası sonucunda yalnızca beyazların yaşadığı bir gezegene dönüşmüştür. Jason, merakı nedeniyle reenkarnasyon konularıyla ilgilenmeye başlar. Anlatılanlara pek inanmasa da bu alan ona heyecan vermektedir.
Günün birinde Mallory Hastings vakasıyla karşılaşır. Mallory, geçirdiği bir kaza sonucu konuşma yeteneğini yitirmiştir. Ancak daha ilginç olan, kendisinin Mallory Hastings olmadığına; ebeveynlerinin de gerçek anne ve babası olmadığına inanmasıdır. O, 1922 yılında Nazilerin kurduğu ilk toplama kampının inşa edildiği Dachau’da yaşamış siyahi bir kadın olduğunu iddia etmektedir.
Bu olay, Jason’a başlangıçta gerçek dışı gelse de zamanla, üzerinden iki bin yıl geçmiş bu tarihin kendi bildiği tarihle hiçbir ilgisi olmadığını keşfeder.
Dachau’dan Sonra, alternatif tarih meraklılarını tatmin edebilecek; “Tarihi gerçekten kazananlar mı yazar?” sorusunu irdeleyen ilginç bir roman. Okurken keyif aldım, ancak böylesi güçlü bir kurgunun daha derin ve tatmin edici işlenebileceğini düşünmeden edemedim.