Puan vermedi·536 syf.··Beğendi
···Okunma: 08 Mayıs 2021 00:00
Yitik Zamanın Peşınde
Kitabın kapağını açar açmaz ilk cümlelerden itibaren zaman tünelinde bir yolculuğa çıkıyoruz.
Günümüzden başlayan anlatıcı, eski bir mektuba bakarken kendini geçmişin derinliklerinde buluyor. Otuz yıl, hatta daha fazla zaman geçmiş aradan… Ve o cümle “Aradığım hâlâ yerinde duruyor mudur? 'Geleceğim' demedim. Bekliyor mudur?” İnsanın yaşanmışlıkları olunca şu kısacık cümle dahi yüreğe işliyor ve kitap sayfa sayfa damarlara enjekte oluyor
Hikaye Tebrizli Settarhan ile Trabzonlu Zehra’nın yollarının kesişmesiyle derinleşiyor. İki farklı coğrafya, iki farklı kültür… Halı tüccarlarının dünyası, Karadeniz’in liman havası, Tebriz’in tozlu sokakları, Tiflis, Batum ve İstanbul arasında savrulan hayatlar. Balkan Savaşı’ndan Birinci Dünya Savaşı’na uzanan dönemde muhaceret, tehcir, savaşın sıradan insanları nasıl dağıttığı çok ince işlenmiş. Settarhan’ın atı Serbülend’le yaptığı yolculuklar, Zehra’nın abisi İsmail’le kurduğu kardeşlik bağı, konaklardaki kadınların sessiz direnişi… Hepsi o kadar canlı betimleniyor ki, sayfalar arasında o yıllara ışınlanıyorsun.
Nazan Bekiroğlu’nun kendine has üslubu; cümleler yer yer şiir gibi akıyor, yer yer ağırlaşıyor ve sindirerek okumayı gerektiriyor. Aşkı hem deli dolu hem de acıyla yoğrulmuş haliyle anlatıyor. Nar ağacının gölgesi altında geçen anlar, kök salan ve meyve veren kaderler gibi sembolik duruyor. Kitabın ilerleyen sayfalarında insanın ruhunu titreten bir başka cümleyle karşılaşıyorsun:
“Her şeyin gölge olduğunu bir kere fark edince, artık can acısa da bir acımasa da bir. O zaman bitmez zannettiğin her türlü çile de biter. Hem öyle bir biter ki artık bitse de fark etmez bitmese de fark etmez.”
Bu satırlar bana acının, ayrılığın ve uzun bekleyişlerin sonunda nasıl bir kabullenişe dönüştüğünü düşündürdü; sanki bütün çileler gölge gibi hafifliyor, geriye sadece o ağacın sessiz serin gölgesi kalıyor...
'Geleceğim' demedim, bekliyor mudur?...