Spoili bir inceleme olacak. Ayrıca Anna Karenina kitabından da spoi yiyebilirsiniz incelememin bir bölümünde. Ona göre okuyunuz.
Kitapta 3 öykü vardı. Ormanın Üzerindeki Yıldız, Leporella, Cenevre Gölü’ndeki Olay. Leporella öyküsünü Zweig’in başka kitabında okumuştum. İncelemesine buradan ( #301392682 ) ulaşabilirsiniz.
Kitaptaki diğer iki öykü de Zweig'ın "insanlar birbirinin ruhuna aslında ne kadar uzak?" sorusunu sorduğu eserlerdir. Biri dil yüzünden, diğeri sınıf farkı yüzünden birbirine dokunamayan ruhları anlatıyor.
Gelelim kitaptaki ilk öyküye. Ormanın Üzerindeki Yıldız… Bir garsonun kendisine tamamen yabancı ve sosyal statü olarak çok yukarıda olan bir kadına duyduğu o imkânsız, sessiz ve marazi aşkın öyküsü. Bu öykünün sonu Anna Karenina’nın sonu ile aynıydı. Acaba önce hangisi yazılmış diye araştırdığımda Zweig sonradan yazan çıktı. Yani içerik fikri Tolstoy’dan çıkmış. Önce Anna Karenina’yı okumuş olmamdan mı bilmiyorum ama Zweig’ın öyküsündeki intihar bana çok absürt geldi. Anna’nınki daha normal be doğal gibiydi. O yüzden şöyle bir yorum yapacağım: “Ya abi bu kadar da manyakça aşık olunmaz ki. Sevdiği kadın o trende diye, ayakları altında ölürüm düşüncesiyle raylarda intihar etmek nedir? Nasıl bir saplantıdır bu?” Ama her şeye rağmen Zweig harika aktarmış o adamın ruhunu bize.
İkinci öyküye geçmek istiyorum. Cenevre Gölü’ndeki Olay… Bir insanın kendi toprağından kopunca nasıl yok gibi hissettiğini anlatıyor bu öykü. Öyle dramatik sahnelerle değil, sessiz bir çaresizlikle vuruyor insanı. Otel müdürünün “Yardım edemem Boris” sesi hâlâ kulağımda yankılanıyor.
Cenevre Gölü’nde bulundu.
Cenevre Gölü’nde bulundu.
İki anlamlıdır bu cümleler. İlkinde adam canlı bulunurken, ikincide ölü cansız bedeni bulundu. İlkinde Cenevre Gölü umut iken, ikincide yok oluştur.
Bu öyküde vatan hasretinden çok daha ağır bir şey vardı ki o da; dilin ve kültürün yarattığı o aşılmaz duvar. O adamın ne anlatmak istediğini kimsenin anlamaması ve çevresindeki insanların yardım ediyormuş gibi yaparken aslında ne kadar uzak olduklarını görmek insanın yüreğine oturuyordu.
Kısaca arkadaşlar Zweig’cım yine yapmış yapacağını.