İlk sayfalardan itibaren kitabın nasıl bir rota izleyeceği kendini belli ediyordu. Sonuna dair yaptığım birkaç tahminin de doğru çıkmasıyla, kurgunun aslında oldukça öngörülebilir olduğunu söyleyebilirim. Belki de daha önce felsefe, psikoloji, sosyoloji, ütopya ve distopya gibi teorik kitaplar dışında bu tarz türlere pek şans vermediğim için konu bana başta ilgi çekici gelmişti; ancak derinleşmeye başladıkça anlatımın biraz yüzeysel kaldığını hissettim. Hatta bir noktada, bu eserin ortaokul veya lise yıllarında okunsa çok daha büyük bir etki yaratacak bir "ilk gençlik" kitabı tadında olduğu kanaatine vardım.
Ancak benim bu kitabı seçerken asıl amacım edebiyatın derin sularında boğulmak değil, paslanmış olan okuma kaslarımı yeniden harekete geçirmekti. Bu açıdan bakıldığında, Gece Yarısı Kütüphanesi görevini fazlasıyla yerine getirdi. Onca ağır ve akademik metnin arasında benim için adeta bir kahve molası, keyifli bir çerez gibiydi. Zihnimin arada böyle dinlenmeye ve "hafif" kurgularla soluklanmaya ihtiyacı varmış, bunu anladım.
Yazarın kalemine hemen alışıp etkisini tüketmemek adına diğer kitabı olan İnsanlar'ı biraz ertelemeye, araya başka türler sokmaya karar verdim. Okuma listemi oluştururken benzer zevklere sahip olduğum mecralardan beslenmek, kütüphanemde zaten var olan kitaplarla paralel öneriler görmek de bu süreci daha anlamlı kıldı. Eğer siz de ağır okumalar arasında sıkıştıysanız ve kitaplarla aranızı yeniden düzeltmek istiyorsanız, bu tarz "dinlendirici" duraklara şans vermenizi öneririm. Benim için bu kitap, eski okuma tempoma dönmek için ihtiyacım olan o ilk kıvılcımdı.