Cengiz Aytmatov’un sade ama sarsıcı anlatımıyla, dağ başında yalnız ve sevgisiz büyüyen küçük bir çocuğun, gerçek dünyanın sertliği karşısında hayal dünyasına tutunarak ayakta kalma çabasını anlatır; dedesinin anlattığı masallar ve özellikle geyik efsanesi onun için masumiyetin ve umudun simgesiyken, çevresindeki yetişkinlerin acımasızlığı ve bencilliği bu saf dünyayı yavaş yavaş yok eder ve sonunda çocuk, dayanamadığı gerçeklikten kaçıp hayallerine sığınarak aslında sessiz bir yok oluşa sürüklenir; roman, iyiliğin çoğu zaman güçsüz kaldığı bir dünyada masumiyetin nasıl kırıldığını gösterirken okuyucuya derin bir hüzün ve boşluk duygusu bırakır.