Puan vermedi·336 syf.····Okunma: 11 Nisan 2026 13:58 Normalde sayfa hedefi koyarak okuyan biri olmama rağmen, 06.04.2023 tarihinde elime aldığım Körlük’ün o sarsıcı akıcılığı beni tamamen içine çekti ve kitabı sadece altı gün gibi kısa bir sürede bitirdim; Jose Saramago ile ilk karşılaşmamdı ve açıkçası bu karşılaşmanın etkisinden uzun süre çıkamayacağımı daha ilk sayfalarda hissettim. 1998 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’ne layık görülen bir yazarın kaleminden çıkan bu eser, yalnızca bir hikâye anlatmıyor, insanın en temel varsayımlarını yerle bir eden bir düşünce deneyine dönüşüyor; çünkü kitap boyunca aslında şu soruyla baş başa kalıyoruz: Medeniyet dediğimiz şey gerçekten ne kadar sağlam? Saramago’nun kurduğu bu distopik evrende, görme duyusunun bir anda yok olmasıyla birlikte toplumun birkaç gün içinde nasıl çözülmeye başladığını, ahlaki değerlerin ne kadar hızlı aşındığını ve insanın o ince “insanlık” perdesinin altında ne kadar kırılgan olduğunu görmek benim için oldukça sarsıcıydı. En güçlü, en düzenli görünen yapıların bile bir anda acziyet içinde kaldığını, kuralların, sistemlerin ve hatta vicdanın bile nasıl geri çekildiğini okurken, ister istemez kendi yaşadığımız krizleri düşündüm; özellikle deprem günleri ve pandemi süreci zihnimde sürekli canlandı, çünkü Covid’in çok daha ölümcül bir senaryoda ilerlediğini hayal ettiğimde, romanda anlatılanların aslında bize hiç de uzak olmadığını fark ettim. Kitaptaki karakterlerin isimlerinin olmaması, olayların belirli bir mekâna sabitlenmemesi ise anlatıyı daha da evrensel kılıyor; çünkü burada anlatılan herhangi bir toplum değil, doğrudan insanın kendisi. Okurken beni en çok etkileyen şeylerden biri de, görme gibi günlük hayatta farkına bile varmadığımız bir nimetin yokluğunda, insanın ne kadar hızlı bir şekilde ilkel bir varlığa dönüşebildiğini görmekti; öyle ki insanlar kendi ölülerine bile sahip çıkamaz hâle geliyor, en temel mahremiyetlerini kaybediyor ve adeta yaradılışın ilk anındaki çıplak ve savunmasız hâline geri dönüyor. Bu yönüyle eser, yalnızca bir felaket anlatısı değil, aynı zamanda insan doğasına dair sert ve kaçınılmaz bir yüzleşme sunuyor. Kitap boyunca karşıma çıkan alıntıların yoğunluğu, sık sık durup düşünmeme neden oldu ve bu yüzden okumam planladığımdan iki gün daha uzun sürdü; çünkü bazı cümleler sadece okunmuyor, insanın içine yerleşiyor. Şimdi bu incelemeyi bitirdikten sonra, 2008 yapımı Blindness filmini izlemeyi düşünüyorum ama açıkçası kitabın bıraktığı o ağır atmosferden sonra ne kadarını kaldırabilirim, ondan çok emin değilim.