Thomas Mann'ın 1924'te yazdığı bu romanı okumak da hakkında düzgün bir inceleme yazmak da cesaret ve birikim istiyor. Yine de böyle bir kitabı bitirdikten sonraki düşüncelerimi kayıt altına alma isteğime engel olamadım.
Yıllardır kitaplığımda okunmayı bekleyen Büyülü Dağ'a Giorgi Gospodinov'un Zaman Sığınağı sayesinde başladım. Gospodinov'un kitabın girişine Büyülü Dağ'dan bir alıntı eklemesinin nedeni nedir diye merak ederek. İyi ki merak etmişim ve böyle bir motivasyonla bu kitaba başlamışım.
"Mekânı duyularımızla, görmeyle ve dokunmayla algılayabiliyoruz, iyi, ama zaman duyumuz nerede?" (s.87)
Kitabın kahramanı Hans Castorp'un İsviçre Alplerinde bir sanatoryumda zaman algısını yitirmesi gibi ben de kitabı okurken benzer hislere kapıldım, kitaba başlamamın üzerinden neredeyse iki ay geçmiş ama 1k olmasa bu kadar zaman geçtiğinin farkına bile varamayacaktım.
Kitabın içeriği dolu dolu, çoğu konuşmayı veya paragrafı yeterince yetkin olmadığım için tam olarak anlayamasam da yeni terimler ve bakış açılarıyla karşılaşmak, onları araştırmak ve üzerine düşünmek oldukça tatmin ediciydi. Din, politika, sosyoloji, felsefe, zaman, aşk, saplantı, hastalık ve daha nice konuyla ilgili sohbetler ve saptamalar da harikaydı. Ki her bir cümleyi anlayarak okumak kim bilir ne muhteşem olurdu.
Kitapta bir kaç ana karakterin yanı sıra onlarca farklı karakter ve onların hikayesi de mevcut. Baş karakter Hans'ın bu karakterler, sohbetler ve izlenimleri aracılığıyla sanatoryumda geçirdiği yedi yıl boyunca yaşadığı değişim ve "olgunlaşma" süreci, romanın iskeletini oluşturuyor denilebilir.
Hans'ın yedi yılını geçirdiği sanatoryum gün içinde ne yapacağının belli olduğu bir yer: yemenin, dinlenmenin, yürüyüş yapmanın, muayene olmanın vs. Herhangi bir sorumluluk da yok, gün içinde ateşini ölçmek dışında. Böyle bir yere zamandan azade bir şekilde teslim olma, hayatta yapacak daha iyi bir şeyi ve gerçekleştirmek isteyeceği bir amacı olmayan biri için iyi bir seçenek gibi duruyor. Hele bir de beklediği bir şey varsa. Hans Castorp için beklenen şey, bir kadının aşkı. Ciğerlerinin röntgenini anı olarak sakladığı bir kadının. Bu yönüyle Godot'yu Beklerken'i anımsattı bana kitap. Beklemek düşüncesine tutunmak, hareketsizlik, kısır döngü...
Kitabın çevirisine gelince, kitabı okumayı zorlaştırdığını söyleyebilirim naçizane. Almanca aslını okuma imkanım olmadığı için karşılaştırma yapamıyorum, belki Thomas Mann'dan kaynaklı bir durumdur. Belki de daha güzel bir çevirisi yapılabilirdi.
Özetle; düz, akıcı bir kurguyla ve sade, anlaşılır bir dille okuma deneyimi sunan bir kitap değil Büyülü Dağ. Ayrıca doğru zamanda okunması gereken kitaplardan. İyi ki okudum ve Hans Castorp'un yolculuğuna tanıklık ettim. Kitapla kalın.
Büyülü DağThomas Mann · Can Yayınları · 20211,526 okunma